Wikipedia

Arama sonuçları

29 Mart 2026 Pazar

Bağımsız Yakalı

Bugün, yıllardır hayalini kurduğum, aylardır da nasıl olacak nasıl yapacağım diye sabırsızlıkla planlar yaptığım eylemi sonunda gerçekleştirdim  ve istifayı bastım. 

Az önce yönetime sunmak üzere güzel bir istifa mektubu hazırladım, en beyaz yakalısından hem de. Sonra da kendimi burada buldum.  "Artık kendime, aileme ve hobilerime vakit ayıracağım yeni bir döneme girerken, kurumunuzun gelişimine şahit olmaktan mutluluk duyduğumu belirtmek isterim" gibisinden kurduğum cümle beni buraya sürüklemiş olabilir. Hobilerime kaldığım yerden devam etme telaşıyla, artık vergi dairelerine dilekçeler değil de kendi bloğuma ruhuma iyi gelen şeyler yazma düşüncesi bile beni mutlu etmeye yetmişti adeta.  

Sahi, benim hobilerim neydi? Neler yapıyordum ben boş vakitlerimde? Hayat nasıl yavaş yaşanıyordu hatırlayabilecek miyim? Becerebilecek miyim? Sıkılmak diye bir şey vardı galiba, hayal meyal hatırlıyorum sanki. Evet, evet olacak galiba bu iş. Beyaz yakalı doğmadık sonuçta, alışacağız elbet. 

Hayata 45'inden sonra kaldığım yerden başlamak... Yaşasın bağımsız yakalık!

26 Kasım 2022 Cumartesi

Annem'e...

   


     Mis kokulu, güzel gülüşlü, pamuk kalpli annem... Böyle güldüğün fotoğraflarda o kadar ölümsüz duruyorsun ki; sanki karşımdasın ve "bi kahve yap da içelim kız" demişsin gibi.

    Sana dair kelimeler, hem boğazımda hem de kalemimde düğümleniveriyor canım annem. Tam altı yıldır içimdeki sessiz hıçkırıklarda kayboluyorum böyle işte. 

    Anlatacak ne çok şey var oysa; Damla var her şeyden önemlisi, Sevim Damla... Görebilseydin, ömrüne ömür bile katabilirdi biliyor musun? 

    Acaba diyorum, kim bilir, belki de sen bizi yukarıdan bir yerlerden..?

    Bilemiyorum, öyle de olsa ne farkeder, bu sana olan özlemimi değiştirmez ki, gittiğinden beri boğazıma yapışan düğümü çözemez ki... 

    Susuyorum, her zamanki gibi...hep susuyorum ve sadece seni sessizce özlüyorum, hem de çok...


(annemsiz 6.yıl)




14 Eylül 2022 Çarşamba

Pamukkale

 


    Bir hayli  oldu gezilerimi burada paylaşmayalı. Şu an birden aklıma geldi ve hazır fırsat da bulmuşum, kaçırmadan buraya aktarmak istedim hızlıca.

    Bu sene, çekirdek aile olarak yaptığımız Antalya tatilimizin dönüşünde, bir gece Denizli'de konaklayarak "Salda"  ve "Pamukkale"yi de görmek istedik. 

    Damla'nın en az o travertenler kadar pamuk olan elleri avuçlarımda, "allahım buraya daha önce niye gelmemişim?" sorusu kafamda ve ağzım mütemadiyen kulaklarımda dolaştım bu doğa harikası yeri.  

Unesco'nun dünya mirasları listesindeki bu muhteşem yere gelmek için onu önce bir karnabahara benzeterek beni çok güldüren kızımı beklemekle çok da iyi yapmışım aslında. 
"Anneaaa, sanki biz pengueniz di mi anneaaaaa!" nidaları hâlâ kulaklarımda yankılanıyor bu fotolara baktıkça :)


                                "Söylesene anne, hangimiz daha pamuk?"


12 Ağustos 2022


12 Ocak 2022 Çarşamba

Nerede kalmıştık?

Merhaba sevgili blog alemi, buralara gelmeyeli epeyce oldu. Bugün "dilekeren.com"alan adımın uçtuğunu farkettim ve yazılarıma ulaşamadım. Sanırım uzun zamandır görünür değildi bloğum ve bundan haberim yoktu. Gördüm ki kimsenin de umrunda değilmiş bu durum (buna kendim de dahil)

Bunun üzerine, "dilekeren.com" neyime, uğraşamam bunlarla deyip, alan adımı tek kalemde iptal edip, "blogspot"u özgür bırakmaya karar verdim ve soluğu burada aldım. Umarım "blogspot" uzantısı yine uğurlu gelir de  yazmaya başladığım ilk zamanlar gibi aktif olabilirim tekrar.

Damla büyüdükçe bana kalan zaman küçülüyor sanki. Yazmak, okumak, şarkı dinlemek, gezmek... tüm bunlar blogumun ana konularıydı ve fakat ben bunlardan o kadar uzağım ki bu ara.  Bilmiyorum "blogspot" olmak bir işe yarar mı? 

Bunlardan uzak kalmakla beraber tüm bu koşturmacalı hayatımda  yazılacak çok daha başka konular da var paylaşmak istediğim aslında. 

Örneğin, çok fazla kitap okuyamıyorum evet ama storytel'den dinliyorum arada merak ettiğim kitapları, çocuk kitapları okuyorum bir de bolca, hem de gürül gürül yüksek sesle ve milyon tekrarla, bıkmadan... :) Sinemaya gidemiyorum ama Netflix'ten izlediklerim var (çoğunun sonlarında uyuya kalsam da :)) Damla'dan çok şey öğreniyorum bir de, onunla yaşadıklarımı, annelik maceralarımı anlatmak isterim mesela.

Ayrıca, iş hayatından bıkkınlığımı anlatmak, içimi dökmek isterim, anneme özlemimi anlatmak isterim yine, eski günleri anlatıp hatırlamak ya da. Yeni bir semte alışmaya çalışırken yaşadıklarımı... Hele araba kullanmaya başlarken yaşadığım gülünç anlar o kadar burada olması gereken anlar ki.. Hepsini sıraya koyup tüm yılda her gün bir yazı yayınlayabilsem keşke.

O kadar olmasa da umarım bu sene bolca vakit bulabilir de uğrayabilir ve bunları burada anlatabilirim. Bir de çok güzel bir yıl olsun hepimiz için, anlatmaya ve yaşamaya doyamadığımız. En kısa zamanda tekrar uğrayabilmek dileğimle...

4 Nisan 2021 Pazar

Korona

Bir sene direndim ama sonunda ben de korona oldum, yani olmuşum haberim yok. İş yerinde aynı departmandan dört kişide maskeli ve mesafeli ortamda kimden kime bulaştığı belli olmayan virüsün ev ahalisine bulaşmaması da kafalarda soru işareti bırakarak bünyemize girmiş bulunmakta. 

Gerçi ben de pek bir etkisini gördüğümü söyleyemem. Sadece iki gün hafif bir boğaz ağrısı karbonatla gargarayla geçen ağız yarası şeklinde gösterdi bana kendisini hepsi bu. Üstelik korona olduğumu öğrendiğimde bu şikayetlerim geçmişti. Her ihtimale karşı beş gün filyasyon ekibinin getirdiği ilaçları içtim ve bir de önceden de kullandığım vitaminleri kullanmaya devam ettim.

Aile hekimi günaşırı whatsapp'tan beni ve Damla'yı yokladı. Aynı hekime bağlıyız çünkü. Gökhan başka bir hekime bağlı (o mevzu biraz karışık) neyse Gökhan'ı kimse yoklamadı. Ziyafet annem de bizimleydi filyasyon ekibine onun da TC'sini verdim test olsun diye, onu da karantinaya aldılar ve Çorlu'daki aile hekimi gün aşırı onu da yokladı ama Gökhan'ın aile hekimi onu hiç aramadı. 

Neyse ki evde benim dışımda herkes negatifti, emin olmamız için beş gün sonra Gökhan ve annesi tekrar test oldular, çok şükür yine negatif çıktılar. Bu sebeple evde hep maskeli gezdim. Banyoları ayırdık, sürekli odaları havalandırdık, aynı ortamda yemek yemedik, iki günde bir yatak yorgan değiştirdim ve onuncu günün sonunda yaptırdığım testin negatif çıkmasıyla maskeyi serçe parmağıma takıp halay çekerek korona'yı uğurladım çok şükür. Aile hekimime ilgisinden dolayı teşekkür edip e-nabızdan on numara beş yıldız verdim. İş yerindekiler bir gün daha kafa izni verdiler bana.

Gökhan da bu süreçte eşten dolayı on gün evdeki küçük odaya atandı ve oradan çalıştı ama aile hekimi onu hiç aramadı.

Normal şartlarda diğer arkadaşlarım gibi ben de evden çalışabilirdim ama çalışamadım, benim pc'imle işteki pc'imi bir türlü kaynaştıramadım -yani aramızda kalsın da çok da şey etmedim aslında- Damla'yla pek de evden çalışma modunda olamayacığımı düşünüyorum çünkü. Yüzümde nasıl bir ifadeyle işten ayrıldıysam artık zaten benim için çok endişelenmişler bu sebeple kimse de pclerim arasındaki uyumsuzluğa takılmadı ve her gün bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sormak için defalarca aradılar ama Gökhan'ı aile hekimi hiç aramadı

Hal böyleyken oniki günlük evde geçirilen bir bayram tatili modunda geçirdiğim korona tatilimin sonuna gelmiş bulunmaktayım. Bu virüse yakalanan herkesin benim gibi rahat atlatmasını diliyorum ve bunu da buraya kaydedeyim de ileride bir gün baktığımda "Bir zamanlar korona virüsü vardı yaaaa, ben de olmuştum hey gidi ne günlerdi" diye okurum belki, gerçekten öyle olur mu bir gün, ne dersiniz?

8 Şubat 2021 Pazartesi

Güneşli Bir Hafta Sonu

Güneşli, pırıl pırıl, sevdiceğimle baş başa bir hafta sonu. Damla'm yok, bu sebeple evimiz de çok sessiz. Bir koltukta Gökhan, bir koltukta ben boş boş oturuyoruz. 

Kalkıp bir kahve yapıyorum, balkona çıkıp orada yudumluyoruz kahvemizi. Güneş yüzümüze yüzümüze vuruyor, ne muhteşem bir his. Çoğu insan kar yağmamasından şikayetçi olsa da yılın bu zamanları bu güneşle ısınmak bulunmaz bir nimet. Ben halimden memnunum doğrusu.

Sokağa çıkma yasağına rağmen tek tük geçen arabalar, ortamın sakinliğini fazla etkileyemiyor. Güneş yüzüme vurmaya devam ediyor, sıcacık... Gözlerimi kısıp, başımı ona doğru çeviriyorum ve kollarımın iç kısmını da güneşe çevirip en doğalından D vitaminine bırakıyorum kendimi.

Ve gözlerimi kapatıp hayal ediyorum; bir vapurdayız ve burnuma yosun kokusu geliyor. Kulağımda martı vıyaklaması. Ağzımda çıtır simit tadı, susam taneleri dişlerimin arasında adetâ. Bir yanımda kızım, bir yanımda sevdiceğim. Etrafta da bizim gibi kendi halinde bir sürü insancık. Hepsi kendi halinde. Herkes boğazın büyüsüne dalmış gündelik meselelerini düşünüyor olmalı. 

Hiç kimse, kimseden rahatsız değil. Kimsede maske yok, gam da yok, dert de. Olan sadece gündelik meseleler. Kadınlar akşama ne pişireceğini düşünüyor belki, erkekler de bu haftaki derbiyi. Gençler yaz tatilinde gitmek istedikleri yeri, kim bilir?

Hepsi bu. Basit, sade ama sıcacık.  

Telefonun sesiyle irkiliyorum birden. Damla, babanesinin telefonundan görüntülü arıyor. 

"Anne sen nerdesin?" 

"Evdeyim kuzum, evdeyim. Maalesef evdeyim" 




31 Aralık 2020 Perşembe

Hoşgeldin 2021

    Yeni bir yıl yaklaşırken düşünmeden, umut etmeden, hâyâl kurmadan edemiyor insan. Bu sene eskisinin başından beri sevilmediğini de göz önünde bulundurursak daha da sabırsızca bekleniyor yeni yıl. 

    Umarım tüm dünyanın beklediği mucize olur da her birimizin hayatları eski özgürlüğüne kavuşur. Sevdiklerimizle suçluluk hissetmeden kucaklaşıp, aylarca görüşemediğimiz dostlarımızla kavuşup birbirimizin yüzlerine özgürce kahkalar patlatıp (bunu şu an yazarken bile bi tuhaf oldum maskemi aradı gözlerim ama geçecek geçecek  inşallah:)),  sohbetler ettiğimiz, eski günlerdeki gibi hiçbir aksilik düşünmeden gamsızca sinema, tiyatro, konser planları, organizasyonları yapabileceğimiz, çocuklarımızı okula gönül rahatlığıyla gönderebileceğimiz sağlık dolu bir yıl olsun ikibinyirmibir. Yeni yılla ilgili tek temennim bu. Öyle olsun da  alnının orta yerine bir öpücük kondurayım hem de özgürce, koronayı hiç düşünmeden :)

    Maske, dezenfektan, eldiven, siperlik, çamaşır sulu yüzey spreyleri, c vitaminli-çinkolu gıda takviyeleri, dezenfektanlı ıslak mendiller, sürüntü testleri, HES, sosyal mesafe, sokağa çıkma kısıtlaması ve bunun gibi daha pek çok koronayı hatırlatan tüm kavramlar en az 2019'daki kadar uzak olsun tekrar. 2020'yi silelim hafızalardan hiç yaşamamış sayalım ve bir daha asla aynı şeyleri yaşamayalım, olmaz mı?

    Güzel günler gelsin, umutlu günler, sağlık dolu ve özgür günler... 


    


22 Aralık 2020 Salı

Abartma Tozu


    Şermin Yaşar'ı çok seviyorum. Onun yazdıklarını okuyunca, çocukken Aziz Nesin okurken hissettiğim duyguları hissediyorum. Mutluluk veriyor. Bu kitabı da öyle. Evet çocuk kitabı olabilir ama bence her yaşa hitap ediyor. 

    Kurgu muhteşem, bir anda bir distopyanın içinde buluyor insan kendini. Ana tema gluten alerjisi olan on yaşındaki bir çocuğun üzerinden dönüyor. Bu çocuk bir sabah kalkıp bakıyor ki herkes abartma hastalığına yakalanmış. Herkes her şeyi abartıyor. Bir tek kendisi normal. Sağlıklı beslenmeyi abartanlar, temizliği abartanlar, alışverişi abartanlar, eğitimi abartanlar... kimler yok ki? Günümüze tutulmuş bir ayna gibi bir bakıma. Bu sebeple küçük-büyük herkes okuduğunda bir parça bulabilir kendisinden.

    Anlatım çok sade, çok samimi her zamanki gibi. Öykü boyunca bir kaç tekrarlayan cümle var ki bu tekrarlarla alakalı olarak kitabın sonunda bekleyen esprinin heyecanıyla kitabı bırakmak istemiyor insan ve bir solukta okunup bitiveriyor.

Kitaptaki çizimler de çok güzel.  Damla da resimlere bakarak kitap okuyormuş gibi yapıp, hikayeler uyduruyor, ilham verici de aynı zamanda :) her yaşa hitap ettiğini söylemiştim sanırım. Bu kitabı onun ileride gerçekten okuması için saklayacağım.

    Kısaca çok severek okudum ben ve kesinlikle küçük-büyük herkese önereceğim bir kitaptır kendisi.




7 Ağustos 2020 Cuma

İyi ki Doğdun Damla

Canım kızım, bugün 3 yaşını deviriyorsun. Seninle ayrı geçireceğiz bugünü maalesef ama hafta sonu kendimi affettireceğim söz. Zaten henüz küsmeyi de bilmiyorsun ki, bir minni mouse pastası seni havalara uçurmaya yeter de artar. Sonra sabaha kadar "iyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun... mutlu yıllar sana" ve püfffffff! Hadi bi daha! 

Sonsuza dek söyleyebilirim. Bıkmadan, usanmadan gözlerinin içindeki o ışığa bakarak zevkle yaparım hem de bunu. Hem bu şarkı senin için yazılmış bence. Hadi bi daha!

İyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun, mutlu yıllar sanaaaa.

Seni çok seviyorum pamuk kızım.

Tebdil-i Mekanda Ferahlık Vardır

Bugün çalışmadım, evdeydim. İki hafta kadar vakit var ama yavaş yavaş toplanmalı. Damla'nın oyuncaklarıyla başladım işe, kırık dökük olanlar çöpe,  -3 yaş olanlar eşe dosta, toplamaktan en çok sıkıldıklarım ve bir müddet görmek istemediklerim babaannesine, yeni eve gidecek olanlar da şeffaf kutulara... böyle güzel, hakkaniyetli bir paylaşım yaptım.

Taşınmak ne zormuş! İnsan nereden başlayacağını bilemiyor. Çok tuhaf ki, kiracı bir ailenin evladı olarak çok sık taşınmamıza rağmen bunu ancak şimdi daha net anlıyorum.

Bu zorluğu rahmetli annem hep anlatırdı ama ben olayın sadece duygusal boyutunu yaşardım. Geride kalan eski arkadaşlar ve eski anılar için hüzünlenirken tanışacağım yeni arkadaşlar edineceğim yeni çevre yeni deneyimler beni heyecanlandırırdı sadece. Taşınmanın, nakliyenin, mevcut eşyanın yeni eve sığıp sığmaması, zarar görmemesi, perdelerin halıların yeni evle uyumu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tıpkı şu an Damla'nın olduğu gibi bihaberdim her şeyden... O da içinde oyun parkı olan bir evin heyecanını yaşıyor bu ara sadece hepsi bu.

Bugün onunla Cennet'e kadar yürüdüm. Letgo'dan tesadüfen iki sokak ötede  oturan birinden aldığım baston pusetine oturtup, birlikte gezindik. Doğumdan sonra çalışmadığım ve onunla baş başa kaldığım zamanları tekrar yaşadım adeta. önce kanguruda, sonra pusette Küçükçekmece'yi sokak sokak, market market gezerdik beraber. O yeni doğmuş bebek kokusu geldi burnuma adeta, hüzünlendim biraz.

Ben 18 yaşındayken gelmiştik Küçükçekmece'ye. Annem, Ali ve ben... babam olmadan yeni bir başlangıçtı bizim için burası. özgürlük, sorumluluk, huzur, güven... gibi bir çok olguyu soktum hayatıma burada. Tam yirmi bir sene ...

Sonra evlendim, anneme yakın olmak istedim, ayrılmadım yine buradan, evlenmemden 3 ay sonra annem burayı hatta bu dünyayı ve hatta bizi bırakmış olsa da kötü bir şey düşünmedim, hissetmedim burayla ilgili. Düşünemem, hissedemem de. Çünkü annemi burada kaybetmiş olsam da onunla yaşadığım en güzel, en mutlu anları da burada biriktirmiştim. Belki de içimdeki hüzünün en çok bununla ilgisi vardır kim bilir...?

Neyse, hüznün yanı sıra güzel heyecanlar da taşıyorum hala, eskisi gibi. İnanıyorum ben, her şey çok güzel olacak. Tebdil-i mekandaki ferahlığı dibine kadar hissedebiliyorum şimdiden. Yeni evimizde çok güzel anılar biriktirmek için sabırsızlanıyorum. 

17.07.2020
Küçükçekmece


2 Nisan 2020 Perşembe

Ah Korona Ne Yaptın Sen Bize?

Geçen hafta seyrekleşen mesailer bu hafta tamamen kalktı. Evdeyim ben de, çoğu insan gibi. Bu evde olma hali zorunlu olduğu için normal zamanlarda hayalini kurduğum bir mutluluk vermedi bir çok şeye zaman ayırabiliyor, kitap okuyabiliyor, bloga girebiliyor olmama rağmen.

Tüm bunlara rağmen hissettiğim şey mutluluk değil evet. Mutsuzluk da değil hissettiğim aslında, olsa olsa şükürdür belki tam olarak hissettiğim. Her şeye rağmen bu dünyada var olabiliyor, kendimi ve ailemi dışarıdaki mikroplardan koruyabilme şansı bulabiliyor olduğum için belki.

Ve bu şükürle birlikte, eve kapanıp Damla'yla uyduruk oyunlar oynarken, kurduğu uzun cümlelerine şaşırırken, ona tuvalet eğitimi vermek için cebelleşirken neden işe gitmediğimi unutabiliyorum bazen.

Damla'm biricik kızım; onun içindeki bu mutluluk beni  de öylesine sarmalıyor ki dünyada olup bitenlerden bir tek onunlayken bihaber oluyorum ve gamsızca eğlenebiliyorum.

Bir de düşünmeye fırsat bulduğumda; özgürce gezebildiğimiz, alışveriş yapabildiğimiz, çocuğumuzu parka, sinemaya, tiyatroya götürebildiğimiz, sevdiklerimizi koşulsuzca sarmaladığımız zamanları şöyle bir kafamdan geçiriyorum da hayat gerçekten çok güzel değil miymiş? Ah korona ne yaptın sen bize?




11 Ocak 2020 Cumartesi

Gelirken Ekmek Al



Bu senenin ilk postu kitap yorumu olsun. Sene nasıl başlarsa, öyle gidermiş diye düşündüm :) Çalışma hayatı, ev hayatı derken gerçekten kitap okumaya vakit ayıramıyorum, hele uzun bir roman hiç okuyamıyorum. Başlayıp yarım bıraktığım kitaplar da beni sinir ettiği için tekrar elime alamıyorum.

Ama böyle kısa kısa öykülerden oluşan bu kitap bana çok iyi geldi. Çok sıcacık, çok tebessüm ettirici, çok kendi içimize bakıyormuşuz gibi ve çok, çok, çok minnoş bir öykü kitabı bu.

Bir de sanki çoook eskiden okumuşum ve de aynı zamanda çoook sonra Damla okuyacak gibi..

Şermin Yaşar, sosyal medyadan tanıyıp ve severek takip ettiğim bir isimdi. İlk anne olduğum dönemlerde bir kaç kitabını da okumuştum ama bu kitap onu benim gözümde daha da değerli kıldı diyebilirim. Edebi kişiliğini daha iyi yansıtmış ya da kalemi daha güçlenmiş diyebiliriz de.

Aziz Nesin öykülerinden nasıl zevk aldıysam bu kitaptaki her bir öyküden de öyle zevk aldım diyebilirim. Kitabın içinde, aşağıda sıraladığım ve parantez içinde de kısa kısa yorumladığım on sekiz öykü bulunmakta;

-Gelirken Ekmek Al (kitaba ismini veren ve benim de favorim olan öyküsü)

-Diğer Müjdatlar Gibi (bu öyküyü okuyunca kitabı elimden bırakamadım)

-Kız Kim? (Aziz nesin öyküleri tadında )

-Yine Muazzez  (şiir gibi bir öykü)

-Bize Bi Çay (yeşilçam tadında)

-Barıştık (bu da aile komedisi tadında)

-Sıcacık (pek bi hüzünlü aslında)

-Olanlar Oldu (bu da pek bi matrak)

-Topuğumuz (Kamil bey'in öyküsü)

-Çıkmaz Demeyin (şansınızı deneyin :))

-Aşk Olsun (bence de olsun...öykü bitince ağzını kapatmayı unutma :))

-Babam Yüzünden (Film gibi...))

-Tüh! (Çok tatlı!)

-Armağanın Hediyesi ( çok ironik)

-Tuzlu Fıstık ("fıstık adam şip şap şup "şarkısı eşliğinde okudum :) işte bunlar hep Damla'nın yüzünden :))

-Nihat ve Teselliperver Cemiyeti ( Her eve lazım)

-Pekmez (çok tatlı)

-Aklımda (ladeeees!)

25 Kasım 2019 Pazartesi

Annem'e

Canımın canı, güzel annem...

Üç yıl, canımdan can kopup da gideli tam üç yıl oldu.

Özlemin, yokluğun, hâlâ çok can yakıyor ve sanırım bu durum sana kavuşana dek devam edecek.

Yemek yaptığın tencereler, her gün özenle dizdiğin koltuklarındaki yastıklar bile duruyor. Ama sen yoksun.  Benim de aslında söyleyecek fazla sözüm yok. Seni çok özledim hepsi bu...

26 Ekim 2019 Cumartesi

Canım Yazmak

Ne çok ihmal ettik birbirimizi... Oysa benim sana nasıl ihtiyacım var bir bilsen! Çok ama çok özledim seninle sohbet edip vakit geçirmeyi, içimi dökmeyi, anlatmayı, anlatmayı ve anlatmayı. Her şeyi, herkesi... Hayatımda olan ve olmayan her şeyi anlatmayı çok özledim. Eminim sen de çok özledin benim güzel sohbetimi. Canım benim... :)

Bu yüzden ilk fırsatta koştum geldim yanına. Bak şu sessizlik var ya şu sessizlik, herkes mışıl mışıl uyurken ikimizi buluşturan hani... işte, hep onun suçu aslında. Pek uğramıyor benim yanıma bu ara. Bu yüzden yazamıyorum artık eskisi gibi.

Yok, hayır, vakit kısıtlı. Bu sefer kendimi, Damla'yı ya da anneme olan özlemimi anlatmayacağım sana. Yeteri kadar ihmâl ettim seni zaten, böyle bir bencillik yapamam doğrusu. Sadece senden söz edeceğim, senin varlığından ve bana ne iyi geldiğinden...

Canım yazmak; evet, bana öyle iyi geliyorsun ki bir bilsen... Nasıl anlatmalı? Böyle, hani sanki içimde bir yabancı varmış da senin sayende ona ulaşmışım gibi ya da ölümsüzlük iksirini bulmuşum gibi... Hafiflemek, rahatlamak da cabası.

Sahi, insan neden yazar? Buradayım demek için ya da gizlenmek için mi?Anı biriktirmek için ya da bir kalemde kafasındakileri silmek için mi? Her şeyi içine attığı için ya da artık kendine susamadığı için mi? Ya da sadece Sait Faik'in dediği gibi delirmemek için mi yazar insanoğlu acaba? Neden, neden...?

Bi önemi var mı kuzum? Yani, neden yazdığımın diyorum, bir önemi var mı sence? Bence yok. Önemli olan sonuç. Sonuç...? Tabi ki mutluluk.



7 Ağustos 2019 Çarşamba

Bal Damla'm 2 Yaşında



Pamuk kızım, kurabiye suratlım, her şeyim....

Hızla büyüyerek bizi şaşırtmaya ve  minicik bir mimiğinle bile göklerde uçmamızı sağlamaya devam ediyorsun. Bu durum ne zamana kadar sürecek diye merak etmiyorum artık, sanırım sonsuza kadar...

Sürekli tekrarladığın saçma sapan hareketlerine bile bıkmadan en içten kahkahalarımı sonsuza kadar patlatabilirim evet.

Komik suratlı meleğim benim...

Benim artık  2 yaşında olan, henüz cümle kurmayı beceremeyen ama her kelimeyi bilen ve bir şekilde söyleyen, 10'a kadar hem ingilizce hem türkçe sayabilen, renkleri, şekilleri de aynı şekilde bilen, şarkılara bazen doğru bazen uydurarak eşlik eden, karıştırmayı, dağınıklığı, zıplamayı, hayvanları ve çocukları çok seven  bal Damla'm...

Bu içindeki zıp zıp zıplayan mutluluk hiç bitmesin e mi? O güzel yüzünden de hepimize bulaştırdığın gülücükler hiç eksik olmasın olur mu benim mis kokulu yavrum?

İyi ki doğdun, iyi ki doğdun da dünyamızı böyle güzelleştirdin iyi ki ama iyi ki benim kızım oldun... ve yine söz veriyorum sana; ben de ölene kadar senden bu "iyi ki" ile başlayan cümleyi duymak için çabalayacağım her zaman. Seni çok ama çooooooooooook seviyorum minik kuzum, nice mutlu yaşlara...

07.08.2019











12 Mayıs 2019 Pazar

Kızım'a

Canım kızım, minik Damlammm!

Nasıl beceriyorsun bilmiyorum, o küçücük bedeninle koskoca dünyayı durdurabilmeyi ve beni bu kadar mutlu etmeyi?

Kalbimi yere göğe sığdıramaz hale getirip,  o kurabiye suratınla ve o içimi eriten "annnnii" diye seslenişinle tüm bunları nasıl başarıyorsun söyle bana mis kokulum?

Ne desem, nasıl anlatsam ki...? Tarifsiz...

Sen tanrının bana verdiği en güzel hediye; iyi ki, iyi ki ama iyi ki senin annenim ben... İnan bana, hayatım boyunca ben de bu cümleyi senden duymak için çabalayacağım hep.

Seni çok seviyorum pamuk kızım, anneler günümüz kutlu olsun!

Annem'e

Yokluğun, tarifsiz bir yara olarak kaldı bende. Özlemin, dünyadaki hiçbir şeyle yerinin dolmayacığını bilmek kadar can yakıcı hâlâ.

Kokun, sesin, ellerin ve şevkâtin... O kadar hasretim ki bunlara... Bir gün kavuşur muyum, bilmiyorum. Sorgulamıyorum da artık.

Sessizce kabullendim galiba bu durumu ama özlemek hiç bitmiyor, hiç... Özlemek var ya özlemek... Özlemek özlemek olalı hiç bu kadar çoğalmamıştı belki de.

Her gün, her Allah'ın günü aklımdasın. Sabah kalkıp da gece uyuyana kadar. Hatta bazen uyurken.

Bugün de tabi...

Hiçbir sene atlamadım biliyorsun;

Anneler günün kutlu olsun güzel annem!



21 Mart 2019 Perşembe

Merhaba Otuz Sekiz

Küçükken seneler kocamanmış gibi gelirdi, yaşlandıkça tam tersi oluyor galiba. Ve ben  bir mum daha üflemiş olmanın şaşkınlığıyla bu hipoteze fena halde katılıyorum şu anda.

Evet, evet yine bir yaş daha kaydı gitti avuçlarımdan... Üstelik, daha “otuz yedi” demeye bile alışamamışken.

Hakkını yiyemem güzel bir yaştı otuz yedi. Kötü günler yoktu içinde çünkü. Kızımla, eşimle sevgi dolu, yumuk yumuk bir yaştı benim için diyebilirim özetle.

Çalışma hayatına geri döndüğüm, tam olarak "çocuk da yaparım kariyer de" havalarına henüz giremesem de kendimi daha iyi hissettiğim bir yaştı sonra.

Şöyle  bir geriye dönüp baktığımda, hayatın bana bu yaşımda da cömert davrandığının farkına varıyorum çok şükür... “Çok şükür, bin şükür” dediğim bir çok değere sahibim. Sağlık, sevgi, huzur, mutluluk hepsi hayatımda mevcut, sevdiklerimle birlikte. Elbet eksiğim de var bilen biliyor, (hem de ne büyük bir eksik!) ama o da sol yanımda hep benimle zaten.

Kısaca, bol şükürlü bir yaştı otuz yedi... Sanırım gönül rahatlığıyla onunla da vedalaşabilirim artık. Ve sonra da  “otuz sekiz”e “merhaba” diyebilirim.

“Merhaba yeni yaşım, sana da merhaba!”





2 Mart 2019 Cumartesi

Bi Fotoğraf Çekinebilir Miyiz?

Damla doğduğundan beri zamanla kavgam bitmedi. Hiçbir şeye yetişememekten, kendime vakit ayıramamaktan yakınır oldum. Ama gel gör ki nefes almak için kısa bir an yakalamışken, Damla uyurken ya da ne bileyim kendime vakit ayırmam için başkaları tarafından bahşedilen nadir anlarda da kendimi Damla'nın fotoğraflarına, videolarına bakarken yakalayıveriyorum.

Az önce de öyle bir ana denk geldim, Uzun süredir hayalini kurduğum bir gecede tek başımaydım, kendimle başbaşa.... Gökhan fuarda, Damla en derin uykuda. Gece ve ben başbaşa... Hiçbir şey yapmadan böyle duvara bakıp zihnimi dinlendirebileceğim upuzuuuuuun bir geceydi tam da hayalini kurduğum.

Buna o kadar ihtiyacım olmasına rağmen Damla uyur uyumaz elimin hemen telefona gittiğini görünce birden bire irkildim ve "fotoğraflar, ne çok vaktimizden çalıyorlar"  diye düşünmeye başladım.

Oysa, eskiden bulduğum ilk fırsatta birkaç sayfa kitap okuyan, ya da bir şeyler karalamaya çalışan ben neden hemen telefona sarılıyordum artık bilemiyorum. Bu konuda hatırı sayılır bir suçluluk hissim var itiraf etmem gerekirse.

Hiçbir şey yapmadan boş boş oturmayı özledim diyen ben, neden ilk fırsatta hemen instagrama koşup herkesin o iç geçirilen ya da geçirildiği zannedilen fotolarını layk etmeye koşuyorum? Ya da telefonumdaki fotoların videoların arasında kayboluyorum? Hiçbir şey yapmadan boş boş oturmayı bu kadar özlemişken ve ya da bloga yeni bir sayfa açıp, orada karalamak ruhumu inanılmaz doyuracakken...

Bu fotoğraf merakı nereden geliyordu ayrıca? Ara Güler bile bir instagram fenomeni kadar fotoğraf çekmemiştir ömrü hayatında herhalde.

Neyse ya, "zaman" diyorum, hızlı akıyor... Damla uyanana kadar ben boş boş oturmaya devam edeyim. (söz veriyorum telefonu almayacağım elime) :)

27 Şubat 2019 Çarşamba

Maziye Bir Bakıver

Eski, çok eski günlere daldım bu sabah. "acaba okullar tatil edilir mi, boşuna mı gidiyorum?" sorusu eşliğinde kararsız adımlarla okula gidip sonra haklı çıkmış olmama yarı üzülüp yarı sevinerek eve geri döndüğüm karlı bir sabaha gittim.

Evimizin sıcaklığını düşündüm sonra, annemin açtığı kapının ardından yüzüme vuran. Ve kaynağını yine annemin o öpülesi ellerinden alan mis gibi pişen yemeklerin kokusunu duydum adeta...

Çooook eskiydi hepsi... Sahi ne ara eskidi bunlar, ne ara o kadar eskilerde kaldılar? Ben ki; hala çocuk gibi hissediyorken ne ara bu kadar büyüdüm ya da öksüz kaldım böyle?

Küçük bir kız çocuğuyken ne ara anne oldum ben? Damla ne ara girdi hayatıma da hayatımın anlamı oldu birden bire? Ve annem ne ara çekip gitti ona ağır gelen bu dünyadan?

Peki ya şu an hayatımda olan bu insanlar, ne ara girdiler benim hayatıma? Ne ara en yakınlarım en uzakta, en uzaktakiler de en yakınımda oluverdi?

Hayat.... ne garip!