As you remember from my last english post, I had written about a few english songs I memorized. I'm still listening to them over and over again. I've also been learning new songs day by day. I would like to share them with you here, right now.
1- "We Are Young" - Fun : This is my favorite song, recently. I listen to it tirelessly over and over again. Actually, I've discovered this song through Pink. I'd got the chance to know Nate Ruess when I've listened to "just give me a reason". His voice was so impressive. So then, I've researched him and got to know his band "Fun" and their beautiful songs. So, I've listening to this song since I found it. The lyrics are so funny and witty. I love to sing it really loudly, especially the chorus, like this;
"Tooooonighhhhhtt
Weee aree young
So let's set the world on fireeee
We can burn brighteeeeer
than the suuuuuunnnn"
It is a lot of fun, like the band's name...
2- "English Man in NY" - Sting : This song is so cool and makes me feel realy different without any reason. I'm not English, I'm not in New York and I'm not a man but I feel like these. This is so interesting. I like this song but I don't know why. Who knows, maybe I relate to this song because I sometimes feel like an alien in my own country.
3- "I'm Not The Only One" - Sam Smith : Such a beautiful song in every way. Everything is awesome; the lyrics, the music, Sam Smith's voice... The song's clip is just impressive as itself. I feel like watching a beautiful romantic film when I saw the clip.
4- "Loving You" - Tammy Wynette : This song is my cousin's wife Esma's favorite song. She recommended this song to me and now I'm listening to it. It is a very romantic song. Tammy Wynette is one of the greatest female country singers of all the time. She has beautiful, strong and clear voice.
5- "Yesterday" - The Beatles: My blogger friends Berkay and Yusuf recommended this band to me on my last english post. Listening to the Beatles's songs always works to improve english pronunciation. Because, their music is universal and the lyrics are simple easy to understand. So, I've chosen to add this song to my music list. It is absolutely beautiful and perfect in every way, from the lyrics, vocals and instruments.
As is seen, I keep on learning english with songs. My english music list is building up day by day. I hope, I can go on like this.
I have been listening to english songs and trying to sing loudly for a while. You know; I've been trying to learn english for a long time through a lot of different methods. However I still can not speak very well. I guess, I need to practice over and over again. Thus, I've decided to practice through music and songs. I hope it will work this time.
Now, I just want to share with you here are a few of the english songs I have been listening to:
1-) Imagine - John Lennon: This is such a catchy song, for this reason, it is the first song what I've memorized. Also, this song's message is simple but at the sametime very profound. So, everyone must memorize this song all over the world. It's a very effective and global song. I love it.
2-) Just give me a reason - Pink: It's the most pleasurable song when I sing loudly with Pink for me. It is really great. Pink's songs are very beautiful. I love all of them but I think, "just give me a reason" is number one.
3-) Someone like you - Adele: I had memorized only the chorus of this song before. Now, I'm trying memorize other words. Surely, I will learn all of them soon and then troll with Adele. Of course my voice is a bit funny compared to Adele but I don't care. I just love to sing.:)
4-) Stupid in love - Rihanna : I had memorized some part of the lyrics, too. The lyrics of this song are very interesting. I love this song. Rihanna sings the song very fast. So, to learn it will be difficult, but, I will learn and sing it with Rihanna. It will be fun.
5-) Everything I Do- Brayn Adams: Brayn Adams's voice is very impressive. I love his voice. This song is my favorite Brayn Adams's song. I've been listening to this song since my childhood. It's so romantic and gentle. I usually dream about a man saying these words to me whenever I listen to this song. However the man's voice must sound emotional like Brayn Adams :)
You see, I listen to these songs over and over again everyday till I memorize all words. Learning english with songs is a great way to improve my pronunciation and increase my vocabulary. Also, It is really fun. I will tell you about other songs that I try to memorize in the following days.
Tatil zamanı geldi çattı nihayet. Uçağım akşam 20:05'teydi. Sabahtan valizimi hazırladım. Bunu yaparken çok zorlandım. Çünkü istanbul'da hava 40 dereceyken valizime kalın giysiler koymak çok sıkıcıydı. Bu sıkıcı işi neden ben yaptım onu da bilmiyorum, yani bu hayal aleminde çok zenginken, uşaklar hizmetçiler de yapabilirdi aslında bunu. :) Neyse, valiz hazırlamak da tatilin tadı tuzudur, tatil havasını iyice hissedelim diye anlatıyorum zaten bu saçma ayrıntıyı. (Bu arada önceki yazımı okumayanlara seslenmek istiyorum: burada anlatılanların hepsi hayal ürünüdür inanmayın ama bir gün gerçekleşebilir umudunuzu da kaybetmeyin :) ayrıca deli falan değilim sadece daha özgür ve daha ucuza seyahat edebilmek için hayallerimde deneyim yaşamaya çalışıyorum )
Hava alanına 2 saat önceden gittim, uzun bir yolculuk beni bekliyordu. Sidney'e Bangkok aktarmalı gidecektim, Singapur aktarmalı dönecektim. Bangkok'ta aktarma süresi fazla olduğu için şehri gezme fırsatım da olabilir belki. Artık hayal gücümün keyfine kalmış, yazıp göreceğiz :) (Evet üşenmedim Sidney uçak tarifelerine baktım. Biletler ne kadar pahalı yahu! İnsanların neden Avustralya'ya gidip dönmediklerini şimdi anladım :))
Ay birden içimi sıkıntı kapladı, ne yaparım ki ben 20 saat yollarda tek başıma? Geri mi dönsem? Avustralya nerden gelmişti ki benim aklıma ya, Paris'e Roma'ya falan gitseydim bari. Tamam, biliyorum macera arayan bendim evet. Ne yapalım, İngilizce sohbet ederim ben de birileriyle, vakit geçer siz de dinler eğlenirsiniz işte :)
Yurt dışı çıkış harcını yatırıp, damga pulunu aldım. Bu harcı bizden ne diye alıyorlar ki diye bir de ona sinirlendim. Zengin olsam da sinirlendim işte, zengin olunca böyle şeylere daha çok sinir oluyor insan. Ama sinir yok, sinir yok! Gezmelere gidiyoruz tamam bak, çok eğleneceğiz.
Pasaport ve bilet kontrolünden geçtim, bavulumu verdim. Biletim business class olduğu için check in'le falan uğraşmadım. Vakit gelene kadar Duty Free'de dolaştım parfüm deneyip durdum, paramı şimdiden çarçur etmemeliyim diyerek bir şey almadım, eski fukara günlerimden kalma alışkanlık işte. Ya da alsam mı ki? Alayım tabi, benim cebimden para çıkmıyor nasılsa. Aldım, aldım :)
Nihayet uçaktaki yatak olabilen koltuğuma hostesin özel ilgisi ve yardımıyla ulaştım. Business class olunca demek böyle oluyormuş. Ay şimdi portakal suyu da verecekler bana yaşasın!
O da ne! Aksanından ve tipinden İtalyan olduğunu tahmin ettiğim, benden 1-2 yaş büyük ve bekar olduğunu umduğum bir Rooobbberrrrtoooo (burada İtalyan aksanı yapın lütfen) bana doğru geliyordu :) (Gülmeyin ya, hayal ediyoz işte! İngilizce pratik yapmak için beynelmilel bir karakter lazımdı, ben de hakkımı böyle değerlendirmek istedim :) )
Ay bi gülümsemesi var bu Roberto'nun, bir "Hi" demesi var görmeniz lazım. Ben de en Ali Desidero halimle "hay hay!" diye cevap verdim ona. (bunu görmeseniz de olur) Sonra kibarca yanıma oturuverdi.
Önce ben oturmuştum yerime, tabi onu görünce çantamdan hemen çaktırmadan ingilizce notlarımı çıkardım. Notları "otelde", "uçakta", "yolda", "alışverişte" diye başlıklara ayırmıştım. Hangi bölümü açacağımı şaşırdım ilk başta :) Sonra uçakta olduğum için uçakta bölümünü açtım "Allahım ne olur burada olmayan bir şey sormasın bana" diye dua ederken nottaki diyaloglarla da ne kadar eğlenceli bir yolculuk olacağından da emin olamıyordum. Ne bileyim adam aşkını ilan etmek isteyebilir belki, bu notlarda böyle bir şey yok, ya da evlenme teklif etmek istese? Aman canım onu da anlarız herhalde, o kadarını filmlerden dizilerden, şarkılardan biliyoruz allahtan, o "Will you marry me?" diyecek ben de "Yes, yes, yes" diyeceğim, bu kadar basit işte :)
Ay ya, ne yapıyorum ben? Hiç maceraperest bir tavır değil bu sergilediğim. Dünyayı sırtçantasıyla gezen özgür kız modundan çıkıp, evde kalmış Türk kızı moduna bağladım, e tabi bunlar hep çevre baskısı yüzünden, zavallı bilinç altım benim...
Roberto, Roberto diyoruz adama da adı ne acaba? Sorsam mı ki? Sorayım tabi, iki laflarız vakit geçer, hem de pratik yapmış oluruz.
"Hi again, my name is Dilek" dedim tüm samimiyetimle,
O da gülümseyerek; "Hi Dilek, I'm Romeo " dedi.
Çok romantik komedi bi durum değil mi? Adamın adı bildiğin Romeo çıktı ayol:) Durun ben bu anı, klip yaparak ölümsüzleştirmek istiyorum:
Tamam şamatayı keselim, sohbete devam edelim, (Çok eğleniyoruz değil mi ya! İyi ki çıkmışız yollara. Daha şimdiden böyleyse, gerisini hayal bile edemiyorum.)
Sonra da Romeocuğumla muhabbetin dibine vurduk işte.
Şöyle ki;
Ne kadar da güzel konuşuyor, canım benim ya! O da dünya turu yapıyormuş benim gibi. Demek senin de hayal dünyan çok geniş, maaşallah, maaşallah. Yazık bize ama, böyle hayal alemlerinde görüşüyoruz.
-I see Romeocuğum, I see.
"What about you?" diye sordu bana. (Demek beni merak ediyorsun, seni hınzır!) Ay heyecanlandım birden. Neden buradayım, nereye gidiyorum diye bir açıklama yapmam gerekir diye uyduruk bi cümle ezberlemiştim onu söylemeye çalışayım bari:
Anlattıklarıma güldü. Gülüşünün güzel olduğunu söylemiş miydim?
-Where are you from? diye sordu sonra.
(Hee, nereli olduğumu merak etmiş, ondan "what about you?" diye sormuş. Ben de ne anlatıyorum adama ya!)
- I'm from İstanbul. What do you think about Istanbul? Did you like it? (Bakalım memleketimi beğenmiş mi?)
-Oooh, I love it. Istanbul is a fantastic city. I really love it.
Ay canım benim, pek beğenmiş İstanbul'u, seni İstanbul'a aldırayım ister misin he? Gel canım sen de gel, bi sen eksiktin zaten." demedim tabi ki :) sadece şuna benzer bir cümle kurdum:
- Ooh, it is nice to hear that. (Bunu duyduğuma sevindim)
Biz böyle cici cici sohbet ederken portakal suyumuz geldi ve kollarımızı birbirine dolayarak portakal sularımızı içmeye çabalarken birden bi ses yankılandı kafamda;
"Evladım kalk yemeğimiz geldi! Yemeğimiz geldi!"
Yankılanan bu ses, bu ses... Yooo, olamaz! Bi hışımla yerimden doğruldum ve arkama, yan tarafa baktım; yoktu... Sadece, yanı başımda aşırı güler yüzle ve elinde tepsiyle bekleyen hostes ve yanımdaki koltukta da Esra Erol bağımlısı olduğunu tahmin ettiğim bir teyze vardı. Peki Romeom neredeydi? "Ne yaptınız ona?" diye girişmek istedim onlara ama tüm gördüklerimin rüya olduğunu anlamıştım.
Evet hayal içinde rüya gördüm, çok saçma olduğunu ben de biliyorum ama kabul edin güzel toparladım. :) Hikaye amacının dışına çıkmış çok saçma bir yere gidiyordu. Müdehale etmeseydim Romeo'yu iç güveysi alıp mutlu mesut yaşayıp gidecektim. E o zaman ne anlatacaktım size? Olmaz! Daha göreceğimiz çok yerler var bizim.
Neyse, uçak yolculuğunun kalanını kısa bir özet geçeyim size. İlk olarak Bangkok'a vardık. Aktarma süresi fazla olduğu için ve vize gerekmediği için Bangkok'u gezmeyi çok istiyordum.Yanımdaki teyze de Bangkok'ta ineceği için benim aklımı çelmişti ve onu almaya gelecek olan kızı ve damadıyla beni gezdirmek istiyordu (Bir işe yarasın bari!) Hemen gidip uçuşumu kontrol ettim. Uçuş saatinden emin olduktan sonra hava alanından çıkabilmek için bir form doldurmamız istendi. Ben transit yolcusu olduğumu söyledim ve doldurmadım o formu. (Bu kadar ayrıntıya niye girdiysem :) bi yerde duymuştum, sizin de başınıza gelirse doldurmayabilirsiniz diye paylaşayım dedim :) )
Neyse bu teyze ve çocukları panoromik olarak bana Bangkok turu yaptırdılar. Yemek yedirdiler. Jet-lag olmadım henüz ama Avustralya'da durumum ne olur bilmiyorum. Aslında Jet-lag olmak istiyorum ben ya, nasıl bi şey merak ediyorum. Bi efsane gibi duyuyorum hep, ben de olayım da anlatayım işte, ezik olmayım.
Uçuş saatime 2 saat kala bu nazik ve hayali insanlar beni tekrar havalimanına bıraktılar. Tekrar bilet ve pasaport kontrolünden geçip transit yazılarını takip edip uçağın kalkacağı kapıyı buldum sonra daha vakit olduğu için duty free'ye daldım yine. Havam değişsin diye yeni yeni parfümler denedim. Uçak saati geldiğinde de yine business class bir şekilde business class koltuğuma oturdum. Uçak bir hayli boşalmıştı. Yanımda ne çocuklarını, torunlarını anlatan teyze ne de italyan aksanıyla konuştuğunda aval aval baktığım Romeo vardı. Saat kaçtı, saat diye bir kavram var mıydı umursamadan tekrar uykuya daldım. Keşfedilmeyi bekleyen Sydney için enerji depolamam gerekiyordu. Hayallerde tekrar görüşmek üzere, tatlı rüyalar...
Malum yaz aylarındayız, insanın aklı hep gezmelerde tozmalarda :) geçen yurtdışı tur fiyatlarına baktım, bir de tursuz kendi imkanlarımla gitsem kaça mal olur onu hesapladım. Arada inanılmaz bir fark vardı.
Sonra dedim ki kendi kendime, "Parayı boşver, zamanı da boşver! Rezervasyondan, orada adres sormaya, alışveriş yapmaya kadar kimsenin yardımı olmadan, tek başına yurt dışına çıkabilir misin sen? Kendi ülkende olduğun gibi rahatça salınabilir misin bilmediğin bir şehrin sokaklarında?" biraz yutkundum açıkçası :) sonra da "neden olmasın?" dedim. Giderim elbette, ihtiyacım olan şey çok basit aslında; "turist ingilizcesi" :) evet bir turistin ihtiyaç duyabileceği cümleler belli zaten, bunların pratiğini yaparsam dünya turu bile yaparım evelallah:)
Bunun için turist diyalogları araştırdım sonra ve çıktılarını alıp evde kendi kendime konuşuyorum bu ara. Bi otel görevlisi oluyorum, bi turist :) sesimi kaydediyorum sonra dinleyip dinleyip gülüyorum :)
Bu ses kayıtlarımı da size dinletmek için bloga yüklemeyi planladım ama blogger, ses kayıtlarını resim ve video gibi blogda paylaşma imkanı vermiyor nedense? Player yüklesem orada dinleyebilirdiniz ama ben de öyle sıra sıra şarkı listesi gibi yüklemek istemedim. Onun yerine hem kendime hem de size bi güzellik olsun diye minik minik ses klipleri yaptım :) Nereden nereye işte; yurtdışı turu bakıyordum, iMovie'yi öğrendim :)
Nasıl olduğunu birazdan göreceksiniz ama önce bizim biraz hayal kurmamız lazım.
Evet hayal. Hayal kurmak ne güzel di mi? Tıpkı gezmek gibi. İkisi de insanı mutlu ediyor. İşte biz şimdi çifte mutluluk yaşayacağız çünkü hayal kurarak gezmelere gideceğiz hep beraber :)
Diyelim ki çok paramız var, çalışmak zorunda da değiliz vaktimiz de paramız gibi çok. Parası ve vakti olan sağlıklı ve zeki bir insan ne yapar peki? Bence gezer. Sizce de öyleyse eğer, hadi gitmek istediğimiz yerleri düşünelim o zaman.
1 hafta gidip oranın altını üstüne getireceksin. Para sorun değil, ingilizceyi de ben birazdan halletçem merak etme sen :) Nereye gitmek istersin nereye, nereye? Tamam sen oraya git, ben de seçiyorum; aslında Bangkok diyecektim ama oraya kışın giderim ben, şimdi Sidney'e gideyim Afrika sıcakları bastı malum, orada 1 hafta efil efil kendime geleyim :)
Tamam, ilk önce biletleri internetten hallettik. O kolay zaten onda ingilizceye gerek yok. Otel beğenelim internetten, paramız çoktu di mi? O halde Four Seasons illa ki vardır Sidney'de de, orada kalayım :)
İşte şimdi ingilizcemizi konuşturmamız lazım. Otele telefon açıp Pazartesi için 6 günlük yer ayırtacağız. İnternetten de bu mümkün ama ingilizce ısınma turları yapacağız ya ondan telefonla yapalım rezervasyonu.
Aradığımızda, karşımıza çıkan otel görevlisi muhtemelen şuna benzer bir cümle kuracaktır;
-Four Seasons Hotel. How can I help you? (Four Seasos otel. Size nasıl yardımcı olabilirim?)
Nasıl cevap vereceğimi merak ediyor musunuz? Dahası kendi cevabınızı da merak ediyor musunuz? o zaman cevabı aşağıdaki 15 saniyelik klipte :)
E bunun üzerine görevli de doğal olarak ne tür bir oda istediğimi sorar herhalde;
-Sure. What sort of room do you want? (Elbette, nasıl bir oda istersiniz?)
Kaç gün kalacağımızı da söyledik. Otel görevlisi muhtemelen odanın fiyatını söyleyecektir bize ama biz de bunu sorabilmeliyiz yani yurtdışında bu soruya çok ihtiyacımız olacak. Çok iyi bildiğimiz neredeyse türkçeleşecek olan "How much is it!" sorusunu çarşıda, pazarda almak istediğimiz şeyi işaret ederek kullanabiliriz de oda fiyatı sorma gibi durumlarda şunu kullanmalıyız sanırım:
-The rent for the room is 300-USD a day.
Ne dedi o? 300 amerikan doları mı dedi? Hem de a day mi dedi? Evet biz turdan daha hesaplı olacak diye böyle ingilizce pratikler falan yapmaya başladık adam bize "300-usd" diyor :) Tamam telaş yok, masuscuktan, biz gerçekte geceliği 20-30 tl'lik hostellerde kalırız ama hayal kuruyoruz şimdi, bizim çok paramız var ya hani. :)
Neyse bırakalım ezikliği de otel görevlisine cevap verelim adam bekliyor parelel evrende :)
Aldın mı cevabını naber? Para bizim için ne ki? :)))
Otel görevlisi, fiyatı öğrendikten sonra sergilediğimiz bu cool tavırı görüp adımızı soracaktır elbette :) biz de söyleyeceğiz, burayı klipsiz geçiyorum tabi ki :) Sonra görevli bize yerimizi ayıracağını ve daha sonra birsinin onay için bizi arayacağını falan anlatan şuna benzer bir cümle söyleyecektir:
- I will make the booking, madame. Someone will call you up from the hotel later and confirm it.
Biz de asaletimizden ödün vermeden kibarca;
diyip ve asil asil telefonu kapatıp sonra en ilkel halimizle havalara uçarız sevinçten. :) Çünkü yurt dışı seyahatimizin 1.aşamasını geçtik. Hem de en basit cümleleri kullanarak başardık bunu.
Hep bildiğimiz cümleleri bile aslında hiç yüksek sesle telafuz etmediğimi farkettim ben. İnsan sadece kendi sesinden duyduğu kelimeleri unutmazmış, bu yüzden çok faydalı olacağına inanıyorum. Hem kullandığım kelimler beynimde kalıcı hala geliyor hem de telafuzumu geliştiriyorum. İnşallah devam ettirebilirim :)
Devam ettirmeyi başarabilirsem eğer, bakalım seyahatimizin diğer aşamalarında başımıza daha neler gelecek? Elbette kuracağımız cümleleri bunlardan biraz daha zor seçeceğim daha sonraları, bu ilk bölüm alıştırma gibi bi şeydi.
Böyle klipler yapmak hiç aklımda yoktu. Ben sadece ses kayıtlarımı ilgili satırın arasına sıkıştıracak player aramıştım ama beceremedim. İyi ki de becerememişim :) Sonra böyle klipler halinde yapmayı denedim lirik olması da ayrıca yararlı ve esprili oldu.
Peki siz hangi ülke için rezervasyon yaptırdınız? Yorumlarınızı bekliyorum :)