Wikipedia

Arama sonuçları

Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2016 Çarşamba

Kişisel Blog Yazarları Ne Düşünüyor Mimi (1 Delinin Günlükleri'nden)


1 Delinin Günlükleri kendi kendine sorular sormuş ve çok güzel bir mim çıkmış ortaya. Ben de ne zamandır bloga vakit ayıramıyordum, bu konu hakkında bir şeyler karalarsam blogumla aramı tekrar ısıtırım diye düşünerek bu sorulara cevap vermek istedim. İşte Ayhan'ın kişisel blog yazarlarına yönelttiği sorular:


1- Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan söz ediyor musunuz?
2- Neden blog yazıyorsunuz?
3- İlk yazınız ile son yazdığınız yazı arasında ne gibi farklar var?
4- Blog yazmak normal yaşantınıza neler kattı?
5- Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir misiniz?
6- Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?
7- Diğer blog sahipleri ile iyi iletişim kuruyor musunuz?
8- Rahatsız olduğunuz konular var mı?

Ve benim yanıtlarım:

1- Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan söz ediyor musunuz?
İlk başlarda kendime bile itiraf edemiyordum aslında, hatta ilk adresi aldıktan sonra bir blog açmıştım ve aradan 2 sene geçmişti hiçbir şey yazmadan. Sonra, "Aa benim blogum vardı ya" deyip aklıma geldiğinde "Karalamacalarım" ı açıp yazmaya başlamıştım. Sonra bir kaç arkadaşıma söyledim, derken Facebook'ta filân paylaşınca tüm yakın çevrem öğrendi bir blogum olduğunu, ama yakın çevremden bloga uğrayan çok fazla kişi yok. Hatta istatistiklere baktığımda en çok uğrayanlar uzak çevreden, teee Amerikalar'da bile daha çok takip ediliyorum yakın çevremden be! Sadece fotoğraf layklayan yakın çevreme buradan teessüflerimi sunuyor ve onlara Ajda Pekkan'dan çerçeveli fotolu bir şarkısı vardı ya, onu armağan ediyorum.


2- Neden blog yazıyorsunuz?
Aslında, ilk yazmaya başladığımda hiç bir takipçisi olmamasına rağmen daha çok anlamlar yüklemiştim bloguma. Yani tüm dünya beni okuyor, yazılarım, fikirlerim bir çığ gibi dünyayı saracak, fırtınalar estireceğimi sanmıştım. Yazdığım tırt konularla bunu başarabileceğimi düşünecek kadar öz güven patlaması yaşamışım demek ki, gençlik işte :) Hâl böyleyken, ilk zamanlar bir iz bırakmak, yaşadığımı kanıtlamak, fark edilmek için yazıyordum diyebilirim. Şimdi ise sadece eğlenmek için yazıyorum. Bi de insan alışıyor işte, yazmadan duramıyorsun. Bak 2 aydır fazla uğrayamıyorum, kendimi çok kötü hissettim.


3-İlk yazınız ile son yazdığınız yazı arasında ne gibi farklar var?
Bu soruyu görünce üşenmedim ilk yazımı açıp okudum. (ay okumaz olaydım :))  Canım benim ya! Nasıl da komik yazmışım, edebiyat yapayım diye cümleleri don lastiği gibi uzattıkça uzatmışım. Vurgu yapmak istediğim kelimelere yerli yersiz serpiştirdiğim tırnak işaretlerinden ise hiç bahsetmek istemiyorum. Ama her yazımda hissedilen ruh onda da var, biraz çocukça bir duygusallık, nostaljik işler işte. Artık ben de Şebboy gibi daha kısa cümleler kuruyorum, sanırım büyüyorum.



4-Blog yazmak normal yaşantınıza neler kattı?
Vallahi elle tutulan, gözle görünen bir şey pek katmadı :) Ama yazı konusunda kendimi geliştirdiğimi hissediyorum. İmlâ kurallarına artık daha çok dikkat etmeye çalışıyorum, yeni dostlar, güzel arkadaşlar kazandım diyebilirim. mesela birkaç gün bloga uğramayayım aklıma bazı arkadaşlar geliyor; acaba ne paylaştılar, ne yazdılar? diye. He tabi bir de hayatımdan götürdüğü şeyler de var onu niye sormuyorsun ki? Örneğin, boş zaman denen bir mefhum vardı onu aldı götürdü, onu çok iyi biliyorum.

5- Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir misiniz?
Tabi ki öneririm. Yazmaya gönül veren herkes açsın bir blog. İnsanı, olması gerektiği yerdeymişcesine inanılmaz özgür hissettiren bir duygu seline boğuyor. İnsan kendi evinde bile böyle özgür hissetmiyor. Meselâ, ben şu an bloguma bir şeyler yazıyorum ya, bak işte ben bu duyguyu hiç bir şeye değişmem.

6- Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?
Kitaplardan, tiyatrolardan, filmlerden, şehirlerden, mekânlardan, haberlerden, netten, işten, güçten, arkadaşlarımdan, ailemden ve hayatımda olan her şeyden ilham alabilirim.



7- Diğer blog sahipleri ile iyi iletişim kuruyor musunuz?
Yorumlaşmak dışında pek iletişim kuramıyorum. Herkesin blog dışında işi gücü oluyor tabi. Zaten zar zor bloga vakit ayırıyoruz, bi de "ay ne güzel, bir yerlerde toplaşsak, altın günü yapsak hatta" olaylarına da giremiyorum ama kendimi yakın hissetiğim arkadaşlarımla tanışmayı elbette çok isterim.

8- Rahatsız olduğunuz konular var mı?
Arada, yeni heyecanlarla, "bana da beklerim" repliğiyle, yularından boşanmış bir tay gibi etkinliklerden kopup gelen çaylak arkadaşların hücumuna uğramak "off" dedirtse de öyle çok rahatsız olduğum bir konu yok, seviyorum ben bu alemi ya!








15 Ekim 2015 Perşembe

Güne Başlama Mimi ( 1 Delinin Günlükleri'nden)


Tamamlanmayı bekleyen o kadar yazı var ki taslakta ama 1delinin günlükleri 'nden bugün bir mim geldi, çok kısa olduğu için onu hemen öne çektim ben de. Bugün yapmazsam kalırdı zaten, sonra da yazık olurdu bu mime :) (Mimleri seviyorum ben)

Mimin konusu "güne başlama". Herkes güne nasıl başladığını anlatacak. Çok basit. Gözüm kapalı anlatabilirim bunu size. Zaten yaşarken de gözüm kapalı yapıyorum bu anlatacaklarımı :)

06:15 = Isınma egzersizleri (alarm ertele)
06:20 = Sabah sporu (tekrar alarm ertele)
06:25 = Gevşeme hareketleri ( 5 dakika dahaaa)
06:30 = Kalkış (allaaaa, geç kalcam yaaa!)
06:35 = Banyo işlemleri (el - yüz yıkama, diş fırçalama...)
06:40 = Giyinme-taranma-parfümlenme
06:45= Mutfağa koşturup sandviç hazırlama
06:50= Servis gelmediyse okuduğum kitaptan bi kaç sayfa okuma
06:55= Cep telefonumun çalması ve servistekilerin "duydunuz zilin sesini" demesiyle kapıya inip servise binme, yolda sabah sporuna kaldığım yerden devam etme (şekerleme)
07:20= İşbaşı

Aslında işbaşı saatimiz 8:00 ama biz zevk alıyoruz sabahın görmeyen vakitlerinde işimizin başında olmaktan :) Yok, yok salak değiliz; trafiğe kalmamak için böyle erkenden yollara dökülüyoruz işte. Bazen hava güzelse ve işi kırmak istersek Yeşilköy'de kahvaltı yapıyoruz öyle gidiyoruz işe. Ama genelde işyerinde masama geçip kahvaltımı yapmayı daha çok seviyorum ben. Böylece bir yandan bloglarınızı, yorumlarınızı okuyorum, nette geziniyorum, sözlükte ya da blogumda bir şeyler karalıyorum. Kendime gelmiş oluyorum anlayacağınız. Sonra da işler-güçler, mailler, hesap-kitaplar... akşamı ediyoruz işte:)

Tabi bu anlattığım program hafta içi geçerli. Hafta sonu programım biraz daha karışık. Dışarıda bir işim varsa daha erken uyanıyorum. Yoksa tembellik edip biraz daha fazla uyuyorum. Her cumartesi genelde 9-10 gibi uyanıp pilatese başlama kararı alırım. Bazen uygularım bazen de... bilirsiniz işte hayat çok zor, gezmeler falan :)

İşte benim günlerim böyle başlar. Ben de merak ediyorum sizin güne nasıl başladığınızı. Okuyan herkes yapsın bu mimi ben de öğreneyim nasıl güne başladığınızı :) Yapmıyorsanız, yorumda da özetleyebilirsiniz :)

Herkese günaydınlar olsun!


6 Ağustos 2015 Perşembe

Blogger Life Mimi (Tigris Driver ve Renkli Pasta Sepeti'nden)


Sevgili +Tigris Driver  ve +Renkli Pasta Sepeti  beni de mimlemiş. Blogger Life miminin amacı yeni bloglar keşfetmek ve tabi ki eğlenmek :)

1-Blogger denilince aklınıza gelen 3 şey

Keşke + Zaman + Yazmak . Birleştir bu 3 şeyi, dur yardım edeyim: "keşke zamanım olsa daha çok yazsam" :)

2- Kişisel bloglar mı yoksa gezi, güzellik ve moda bloglarını mı tercih ediyorsunuz.

Vallahi öyle bir ayrımım yok benim. Hoşuma giden, samimi gelen her blogu okurum. Tabi ihtiyaç duyduğum kategoriye de bağlı. Örneğin bir yer hakkında bilgi toplamam gerekiyor gezi bloglarını tararım. Kozmetik, makyaj malzemesiyle ilgili tereddütlerim varsa güzellik bloglarına bakarım, kitap için kitap, yemek için yemek... sonuçta insanlar ilgi duydukları alanlardaki bilgilerini ve deneyimlerini paylaşıyorlar bloglarında biz de onlardan yararlanıyoruz işte. He sen ne yazmayı tercih ediyorsun diye sorarsan ben de bir kalıba giremem öyle okuduğum bloglar gibi yazdıklarım da karışık :)

3-Blogger olmanızda etkili olan en önemli şey nedir?

İçimdeki yazma sevdası... Yazarak rahatlayıp, mutlu olduğumu zaten biliyordum. Bir de Yekta Kopan'ın Fil Uçuşu blogunu da görünce benim de blogum olmalı dedim ve Karalamacalarım'ı açtım. Bir müddet hiç bir şey yazmadım, takipçim olmamasına rağmen tüm dünya işini gücünü bırakmış beni izliyormuş gibi geliyordu ben de çekiniyordum :) o yüzden 1 sene falan hiç bir şey yazmadım. Sonra blog okurken aklıma geldi, "benim de bir blogum vardı yahu" dedim, doğum günüme de az bi zaman kalmıştı, "dur bir yazı hazırlayım facebook'ta doğum günümü kutlayanlara toptan bir teşekkür gibi bi şey olsun" dedim. İlk postum "Dostlara" öyle çıkmıştı. İlk bestesini anlatan Mozart gibi bi hava esti ama cidden böyle gelişti :) Şu an okuyunca bana çok saçma geliyor o post mesela, ama o zaman okuyanlar çok beğenmişti. "Dilek sen de ne cevherler varmış" falan dediklerinde de gaza geldim galiba yazmaya devam ettim :) Yazdıkça duygularımı daha rahat anlatmaya başladım, bu yeteneğimi geliştirdiğimi hissettim ve buralara kadar geldim işte. (Nereye geldiysem artık :) )

4- Örnek aldığınız bloggerlar var mı?

Yekta Kopan tabi ki. Adam yıllardır blogunu bırakmadı, yaptığı o kadar çok iş olmasına rağmen eskisi gibi sık olmasa da hala postlar yayınlıyor. Ben de büyüyünce öyle olcam, hiç bırakmıycam blogumu, o yaşlanınca ona ben bakcam hep :)

5- Şu anki mesleğin nedir veya hangi mesleği seçeceksin?

Muhasebeciyim ben, aslında mali müşavirim ama mali müşavirlik yapmıyorum. Bu da ayrı bir post konusu olur zaten boşver :)

6- En sevdiğin blogger arkadaşlarını yazmanı istiyorum desem?

De tabi, içinde kalmasın ama nasıl ayırırım ki ben? Hepsini çok seviyorum. Hepsi farklı bir renk barındırıyor bu alemde. Kimi bıcır bıcır, kimi daha ciddi, kimi asabi, kimi uysal, kimi duygusal, kimi çok anaç, kimi başına buyruk, kimi çok cool, kimisi de mahalleden çocukluk arkadaşın gibi... Ama herkes çok iyi niyetli burada. Okumayı ve yazmayı seven bir insan kötü niyetli olamaz ki zaten. Bu yüzden hepsini ayrı seviyorum. Ama ille de isim vermem gerekiyorsa rastgele listemden gözüme gelen 10 tanesini yazıyorum.

1- +Aile Albümü  (Yeni evli ve eşiyle bolca geziyor. Gezdiği yerleri de Aile Albümü'ne ekleyip bizlerle paylaşıyor)
2- +Benim Tatlı Hikayem  (Yelizko, çok becerikli çok yaratıcı bir kişilktir. Instagramda da pek populer. Şeker hamurundan çerçeveler, kitap kurtları daha bir sürü şeyler yapıyor.Çok da güzel bir yüreği var.
3- +Tigris Driver  ( "Minik melekleriyle günlerini geçiren ana okulu öğretmeniyim" diye tanıtıyor kendini ama o da çok geziyor, gezdiklerini de bizle paylaşıyor biz de gezmiş gibi oluyoruz işte :) )
4- Hayalcinin Arkadaşı (O da güzel kalemi olan benim gibi aklına estiği türden takılan bir blogger. Bugün 1 sene olmuş blogunu açalı. Aynı zamanda doktor ve üstelik tatilini Ay'da Dolundünya seyrederek geçirmek isteyecek kadar da hayalperest :) )
5- +sule m (Sulem Cafe'nin sahibesi Almanya'da yaşayan ama ülkesini burada yaşayan çoğu insandan daha iyi takip eden, günlük koşturmacalarını samimi bir şekilde bizle paylaşan bir blogger, bir de insanı rejim yapma konusunda aşırı derecede gaza getiren bir enerjiye sahip :) )
6- +Lady Bug  (Beni takip ediyorsanız onu da zaten tanıyorsunuzdur, hep kikir kikir yorumlar yapar, doğal, içten postlar yayınlar, bi de süpriz yapmaya bayılır. Kafasında hep sakladığı süprizler vardır :) Bloger bizim evimiz ise Lady Bug da bu evin neşeli kız çocuğu gibidir.)
7- Sade ve Derin yani Deeptone... Tanımayan yoktur herhalde. O da blogger'ın yardımsever meleğidir. Bu aleme ilk düşen şaşkın şaşkın bakınan acemilere hemen kol kanat gerer, ben de onun sayesinde çok blog keşfettim ve onlar tarafından tanındım. Aynı zamanda post canavarıdır her gün en az 1 post yayınlar daha fazlasını yayınlamamak için de eminim kendini zor tutar. Sinema, kitap, müzik, blog herşeyi paylaşır, önerir. Öyküler, şiirler yazar. Şimdilerde de 3. kitabı "Frambuazlı Hayat" çıkmış, internetten sipariş edip alın.
8- +Renkli Pasta Sepeti  (İsmi gibi bir blog işte, renkli, lezzetli, iştah açıcı. Blogun sahibesi Nahide, benim gibi mutfakla arası iyi olmayanların bile ilgisini çekebilen pratik tarifler paylaşıyor.)
9- +Yusuf Arslan (Erasmusla gezmeye başlamış, bir daha da bırakamamış :) Gördüğü güzel yerleri, yurtdışı maceralarını blogunda paylaşıyor. Yurtdışına çıkacak olanlara da tavsiyelerde bulunuyor hep)
10+Yeşeren Yaprak (O da kafasına göre takılanlardan, Amerika'da yaşıyor ve bu aralar da vloga merak sarmış, bize NewYork'u gezdiren vloglar hazırlıyor.)

Deeptone'un" takip edilesi bloglar" paylaşımları gibi oldu biraz ama sadece isim yazıp bırakmak istemedim, izlediğimi de ispat ettim :)) Bu kadar değil elbette takip ettiğim bloglar, ismini göremeyenler gücenmesin bana. Eğer arada uğrayıp yorum atıyorsam bil ki izliyorum ve beğeniyorum senin de paylaşımlarını. Belki arada yine böyle bir liste yaparım ben de hoşuma gitti :)

İsmini görenler veya göremeyip canı çekenler bu soruları herkes cevaplayabilir, hepinizi mimledim :)

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Hakkımda Bilmediğin 11 Şey Mimi (Aile Albümü'nden)


Yine eğlenceli bir mimle karşınızdayım.:) Sevgili Aile Albümü beni de düşünmüş ve mimlemiş. Her mimde yaptığım gibi lafı uzatmadan hemen dalıyorum sorulara...

1) Elinizde sihirli bir değnek olsa neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz?

Beni taaa ilkokul yıllarıma götüren bu soruyla karşı karşıya gelince çok heyecanlandım şimdi ben :) Neyi değiştirsem ki? İlkokul yıllarında yazdığım kompozisyonları hatırlamaya çalışıyorum, aslında böyle fok balıklı falan bi cevabı vardı ama hatırlayamadım şimdi, boşver canım fok balığını ya, ben hayatımı değiştireyim en güzeli.

Böyle çalışmak zorunda olmayayım. Çok zengin olayım. Canımın istediği herşeyi yiyeyim kilo almayayım. İngilizce, almanca, fransızca, ispanyolca, japoncayı ana dilim gibi hızlıca ve kolayca öğreneyim (biraz abarttım galiba ama bana ne ya değnek benim değil mi alla alla :)) Bi de kimse saçma nedenlerle ölmesin. 100 yaşında falan eceliyle ölsün herkes, kimse ölmesin diyeceğim ama o kadar abartıp dünyanın dengesiyle oynamayayım şimdi, değneğimi elimden almasınlar sonra :)

2) Mesleğinizi değiştirmek isteseydiniz hangi meslek dalını seçerdiniz veya ne olmak isterdiniz?

Vallahi böyle hayallerimi süsleyen bir meslek hiç olmadı benim. Küçüklüğümde de bir gün şarkıcı olmak isterdim, bir gün öğretmen... Bir doktor, bir gazeteci.... Bir tiyatrocu, bir yazar... E her işin bir zorluğu var sonuçta, o zorlukları görüp mesleklerden soğuyor insan :) Madem istediğimizi olabiliyoruz mümkünse her hafta değişik bir mesleğim olsun benim, canım sıkılmasın olur mu? Olur, olur...

3 ) Bir gün boyunca aç kaldınız ilk ne yemek isterdiniz?

Bir gün boyunca kafamda neyi hayal ettiysem ki bu genelde tatlı olur onu yemek isterdim ilk. Aç karnına tatlı güzel olur zaten. Sonra tıka basa doyunca bütün gün hayalini kurduğu tatlıyı yiyeymiyor insan, kötü oluyor. Evet tatlı yerdim sütlaç olur, kazandibi olur, tavuk göğsü olur... Olur yani hepsi kabulümdür, baş tacıdır :)

4) Bir dalga olsanız nereye vururdunuz?

Bu soru aklıma şunu getirdi;
"-Aspin karaya vurdum mu?
- Zıttt Erenköy"
 hahaha :) madem bu geldi aklıma e Erenköy'e vurayım o zaman...

5) Issız bir adada kalsanız yanınıza alacağınız 3 kişi?

Hep cevap vermek istediğim bir soruydu diyemeyeceğim :) Survivor yarışmacılarından iki kişiyi bir de Acun'u alırdım. E deneyimliler sonuçta faydaları olur. Ben hakem olurdum, bir şekilde Acun'un kaybetmesini sağlardım ve Acun'un karşısında kazananla löpür löpür cheescake, baklava falan yer, eğlenirdim.

6) En çok görmek istediğiniz şehir veya ülke?

Bak buna en ciddi halimle cevap verebilirim Bangkok! Çok istiyorum oraya gitmeyi.

7) Asla giymem dediğiniz renk hangisidir? Neden?

Asla demiyelim de beyazı ve açık renkleri tercih etmiyorum pek, soluk duruyorum çünkü.

8) Bayramda ne yapacaksınız?

Annemi kandırabilirsem Ağva'ya gideceğiz ama kanacak gibi görünmüyor. İstanbul'da kalıp İstanbul'un keyfini çıkaracağız muhtemelen, malum bayramlarda İstanbul'un tadından yenmiyor...

9)Ölmeden önce yapacaklar listesine eklediğiniz 3 şey?

-Ölmeden önce izlenmesi gereken 1001 filmi izlemek
-Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitabı okumak
-Ölmeden önce görülmesi gereken 1001 yere gitmek

10) Bir uçurumun kenarındasınız tam atlayacaksınız o an aklınıza bir şey geldi o gelen şey nedir?

"Yemeğin altını kıstım mı?" olmazdı herhalde çünkü ben yemek yapmam, e nerden çıktı şimdi bu cevap? Ne bileyim o gelse komik olurdu değil mi? :)

 Kesin komik bir şey gelirdi, ama beni caydıracak bir şeyse aklıma gelmesini istediğiniz şey; görmek istediğim yerler olurdu herhalde "Napiyosun kızım daha Bangok'a gidecektik, İtalya'ya, hatta Amerika'ya, dön çabuk dett! Alırım ayağımın altına heee! gibi bir iç ses caydırabilirdi beni atlamaktan.

11) Yerde 50 tl bulsanız ne yaparsınız?

Görmemezlikten gelirim.

İsteyen herkesi mimliyorum ben de, kalın sağlıcakla...





3 Haziran 2015 Çarşamba

"Ben Küçükken" Mimi (Deeptone)

Sevgili Deeptone beni de mimlemiş. Mimin konusu küçükken yaptıklarımız. Hemen başlıyorum anlatmaya;


*Uslu bir çocuktum ben genel olarak. Bebeklerimle çok oynardım. Her ebeveynin hayalini kurduğu ideal bir çocuktum yani, koy önüne oyuncak bebekleri oturup kalsın öyle saatlerce, sen de işini gücünü yap.:))) (Allahım çocuğum olacaksa bana çeksin lütfen!)

Öyle kendi kendime oynardım bebeklerle. Film çevirirdim resmen onlarla. Sonra büyüdüğümde onları, annem toplayıp sokaktaki çocuklara vermişti benden habersiz. Çok kızmıştım ona bu yüzden.

*Abimle aramızda 21 ay vardır bizim. O da evin içinde kendi kendine futbol oynardı. Bazen kaleye (kale dediysem, bildiğiniz  kapı eşiğine) beni koyardı, ben de kalecilik yapardım. Tabi rüşvet isterdim hep. Ya bakkal sıramı verirdim ona, ya da para isterdim...

* Bakkala gitmek ayrı bir seremoniydi bizim evde. Sırayla giderdik hep ama Ali, sıra kendisine geldiğinde hep mızıkçılık yapardı, gıcık olurdum ona. Her gün bakkala gitme sırası yüzünden kavga olurdu. Yazın pek sorun olmazdı bu. Çünkü yazın hep sokakta olurduk, bakkal işlerini de annem camdan, hangimizi görürse ona yaptırırdı.

* Sokakta arkadaşlarımla oynamayı çok severdim, dokuz taş, saklambaç, istop, renkli istop, gibi oyunlar oynardık. Gece 12'ye kadar bile sokakta oyunlar oynardık biz. Eve hiç girmek istemezdim :) Büyükler "başımız şişti, eviniz yok mu sizin" derlerdi hep. "Bu büyüklerin de sürekli başı ağrıyor" diye geçirirdim içimden.


*İştahlı bir çocuktum öyle yemek ayırt etmezdim pek ama patates yemeğini sevmezdim, hala da çok bayıldığım söylenemez. Kabak tatlısı haricinde de bütün tatlıları çok severdim. Kabaktan tatlı yapmayı kim nasıl akıl etmiş çok merak ederdim. Annem hala yılbaşlarında hem kabak tatlısı hem sütlaç yapar. Çünkü ben kabak tatlısını hala yemem.


*5 yaşlarımdayken üst kat komşularımız akşamları çay içmeye bize gelirdi, amcamlar da gelirdi. Bayağı şenlik olurdu bizim ev. Sohbet ederlerdi bazen de benim haricimdeki herkes İsim, şehir oynardı. "Ben ne zaman oynayacağım yaaaa?" diye sorardım hep. Annem de "okula gidince" derdi. Ali'yi bile oyuna alırlardı, beni oynatmazlardı. Bazen acıdıkarı için bana harf söyletirlerdi, ben de uyuzluğuna "f" ya da "p" derdim. :)   Onlar oynarken oyalanmam için elime tutuşturdukları kalem kağıtlara yazarak, oradaki herkesin isminin hangi harfle başladığını öğrenmiştim, sonra herkesin isminin nasıl yazıldığını öğrenmiştim. Bildiğin okumayı sökmüştüm ayol. Ve en sonundaaa, "bir zamanlar okumayı bilmeyen ama gururlu bir genç vardı" diyerek hepsinin ismini yazıp göstermiştim onlara :) beni de aralarına almak zorunda kalmışlardı. Sırf isim-şehir oynarlarken beni de aralarına alsınlar diye okumayı sökmüştüm yani. :)


*Böylece okula, okur-yazar olarak başlamıştım. "Oya ile Tekir" diye bir kitap vermişlerdi okuldan. Daha sonra sabah gazetesinin kuponla verdiği Ayşegül serisi... Bir de teyzemin kızı Aylin ablam Gülten Dayıoğlu'nun "Fadiş" isimli kitabını vermişti bana. Mavi ciltli bir kitaptı, içinde ipli ayracı vardı. İlk okuduklarım arasında bunları hatırlıyorum. Sonra da Kemalettin Tuğcular, Ömer Seyfettinler...

*İlk ezberlediğim şarkı "Oy oy Eminem" miş, bunu ben hatırlamıyorum, annem söylüyor :) Mustafa Topaloğlu fanıymışım yani küçükken :) Benim hatırladığım ise, "Arkadaşım Eşek" vardı söyleyip durduğum. Barış Manço'yu çok severdim ve tabi Sezen Aksu'yu... Tüm harçlıklarımı Sezen Aksu kasetleri için harcardım. Büyüdüğümde beni keşfedeceğini, vokalisti yapacağını hayal ederdim. :) Ergen olduğumda da Kenan Doğulu'ya aşıktım ama onu anlatmayayım şimdi çocukluğumu anlatıyorum :)

*Çocukken yapığım bir sürü salakça şey vardı elbet. Ama hatırladığım ve en salakça bulduğum şey burnuma leblebi sokamamdı :) Annem saatlerce uğraşmıştı çıkartmak için.

*Televizyon izlemeyi de severdim elbette her çocuk gibi. Kemal Sunal, Şener Şen, Adile Naşit filmlerine bayılırdım, Hababam sınıfı başlangıcındaki o müziği işittiğim andaki heyecanı hatırlarım hala. Dizi olarak hatırladığım "Cosby Ailesi" ve "Alf"'i çok severdim. "Altın Kızlar" "Uzaylı Zekiye" ve tabi ki "Bizimkiler"... Kalabalık aileli, bol çocuklu aileli dizi ve filmlerdi genelde en sevdiklerim. Zaten öyle seçme şansımız yoktu. Tek kanaldı çocukluğumun büyük bölümü, ne bulursak seyrediyorduk. :)


* Hatırladığım çizgi filmler; "Taş Devri", "Şirinler", "Clementine", "Calimero", "He-Man" "Dinazor Denver" "Beverly Hills Yaramazları"...




  *Kakaolu süt, üzümlü eti kek ikilisine bayılırdım. Çokomel için ölüp biterdim. Arada hala "Eti Puf" krizim tutar gider alırım, üşenmem :)

*İp atlamaya bayılırdım

Normal bir çocuktum işte ben de... Herkes gibi

Ben de mimleyim birilerini: +nahide zereyak , +Kreatif Baskan , +Ayhan Gümüşkılıç ,  +Berika'nın Günlüğü , +KİTAP EYLEMİ , +Yeliz Küçükkoner+Sinem Demirdöven , +Muptezel
Önceleri, bağlantı yapmaya çok üşeniyordum o yüzden fazla kimseleri mimliyemiyordum :) plustan bağlantı yapmak çok kolay oluyormuş. Bunu da +sosyalmedyakafe com den öğrendim onu da mimliyorum. Hadi bize çocukluğunuzu anlattın :)


2 Mayıs 2015 Cumartesi

Depresyon ve Şarkı Seçimi Mimi (Berika'nın Günlüğü'nden)

Sevgili Berika'nın Günlüğü mimlemiş beni, ben de hemen cevaplıyorum:

1) Depresyona ne sıklıkla girersin?

Vallahi elimde olsa, bir girip bir daha da hiç çıkmazdım depresyondan. E düşünecek olursak; hiç bir şey yapmıyorsun, boş boş oturuyorsun ve  herkes seni depresyondasın diye mazur görüyor. Hatta seni neşelendirmeye çalışıyorlar falan. Oblomov hırkası giyip tatlı, çikolata, pasta, börek ne varsa hepsiyle masayı donatıp içine gömerdim kafamı, ne güzel :)



Ama depresyona girmeye bile fırsatım yok benim ve galiba ben hiç depresyona girmedim. Çevremde yeteri kadar depresif insan olduğu için bana fırsat kalmıyor zaten. Üstelik vaktim de yok benim depresyona girmeye.  Biliyorum belki bu mim için uygun kişi değilim ama gerçekten hiç girmedim depresyona. Ama sıradaki soruyu girmişim gibi yanıtlayacağım söz :)

2) Bu gibi zamanlarda ne dinlersin?

Diyelim ki fırsat buldum da ben de girdim depresyona. Doğru olan; Bulutsuzluk Özlemi'ne  "Yaşamaya Mecbursun" la eşlik etmek, Candan'la "Elbette" yi söylemek, Demet Akalın şarkılarıyla gider yapmak ya da Ankaralı Namık'la "Bas, bas paraları leylaya bi daha mı gelicez dünyaya" diyerek umursamaz bir hale bürünmeye çalışmaktır herhalde (Bu şarkıyı Namık değil de öbür ankaralı söylüyordu di mi? Ay ben depresyondan ne dediğimi biliyor muyum? Neyse...) Yani, mantıklı olan şey depresyondan çıkmamıza yardımcı olacak şarkılar dinlemektir.

Ama tabi depresyondaki insanda mantık aranmayacağı için Halil Sezai ile depresyonun karanlıklarına gömülürdüm... de diyemeyeceğim (Aslında öyle diyecektim de cümlenin başından sonuna kadar fikrimi değiştirdim. Çünkü ben herhalde depresyondayken bile katlanamazdım Halil Sezai'ye)  Tamam, Teoman'dan yana kullanıyorum depresyon hakkımı.

Duygularımızı sonuna kadar yaşayalım, depresyona da girelim ama çıkmasını da bilelim.
Yani şöyle;


Mim için Berika'nın Günlüğü 'ne teşekkür ediyorum. Depresyonda olan varsa o da yapsın bu mimi, yaparken de içini döksün, rahatlar. Depresyonsuz günler diliyorum hepinize...

19 Nisan 2015 Pazar

Mim (Aslı Seymen'den) "Nasıl Bir Kitap Olurdum?"

Sevgili Aslı Seymen mimlemiş beni. Ben de bayılırım kitaplı mimlere, cevapladım hemen.

Bir kitap olsam adı: 

İnsan olarak adımı Dilek koymuşlar. Herhalde kitap olarak da "Bir Dilek Tut" gibi bir şey olurdu (çok yaratıcı değil ama o geldi aklıma işte :) )

Nasıl bir kitap olurdum: 

Komik, eğlendiren bir roman olmak isterdim. Ama içindeki espriler ince espriler olsun, öyle herkesin anlayabileceği kadar basit de olmak istemezdim. Yani beni hakedenler anlasın isterdim. Ne bileyim işte böyle tuhaf bir kitap olayım ben. :)




Kitap kapağında: 

E kitap ismine uygun olmalı ya, roman kahramanı her kimse o, doğum günü pastası üflerken dilek tutsun, işte onu karikatürize eden bir kara kalem çalışması olmalı kapağımda, ya da ne bileyim şu yukarıdaki gibi bir şey olabilir mesela.

Kime ithaf olurdunuz: 

İnce espriden anlayan herkese ithafen...

Arka kapak yazısı: 

"Ey okuyucu, bu kitabı eline aldıysan bir kere, bırakmak olmaz. Başa dönüp başlayacaksın ve başladığın bu işi yüzünün akıyla tamamlayacaksın" gibi saçmalardım herhalde. Çünkü beni yazan ve yayımlayan kişiler çok satılmamı isteyecektir muhtemelen.

Önsöz: 

"İyi alıştınız dizi, program özetlerine. Önsöz, ipucu mipucu yok size, okuyun da görün işte, hıh!" tarzında bir önsözümün olmasını isterdim, ama muhtemelen yayımcım buna müsade etmezdi. :))) 

Tabi tüm bunlar beni yazacak olan yazarın yaratıcılığına kalmış biraz da. Umarım yazarım istediğim gibi bir yazardır :) Sahi ya, niye yazar seçtirtmemiş bu mim bize? Hayal etmiyor muyuz zaten, evet yazarımı da ben seçeyim o zaman. Ben Oğuz Atay'ın yaşasaydı, yazacağı en güzel kitap olayım e mi?

Peki ya sen? Sen nasıl bir kitap olurdun? "Ay çok güzel ya, ben de yaparım bu mimi" deyip ama yeni bir yayın oluşturmaya üşeniyorsan hemen aşağıya yorum yaparak da hayalini paylaşabilirsin. Üşenmeyip de yeni bir yayın oluşturursan da haber et, sayfana gelip görelim bakalım nasıl bir kitap olurdun :) 







17 Mart 2015 Salı

Top Ten Mimi (Buralı Olmayanlar Lokali'nden)

Heyoo, Mim zamanı! Buralı Olmayanlar Lokali tarafından yine mimlendim! :)

En sevdiğim 10 kitap ve yazar isimlerini listelemem istenmiş. Çok zorlandım tabi. Listeyi yaparken kitaplığımdaki tüm kitaplar anlamlı anlamlı bakmaya başladı sanki bana :) "Beni seçmedin he, tühh yazıklar olsun" der gibi... Bu zorlu görevi ne baskılar altında yerine getirdim anlayın artık :)

E hepsini yazamazdım ki, epi topu 10 tanecik yazmak zorundaydım. Şu aşağıdakiler, kalbimi feth etmiş olan kitaplardan sadece 10 tanesi. Onlarcası daha var elbette. Onları da başka mimlerde paylaşırım artık :)

İşte benim Top 10 listem:

1- Tutunamayanlar - Oğuz Atay
2- Başucumda Müzik - Kürşat Başar
3- Oblomov - İvan Aleksandroviç
4- Dönüşüm - Franz Kafka
5- Aşk - Elif Şafak
6- Da Vinci Şifresi - Dan Brown
7- Şibumi - Trevenian
8- Açlık Oyunları - Suzanne Collins
9- Benim Delilerim - Aziz Nesin
10- Toprak Ana - Cengiz Aytmotov

Bugüne kadar "ortaya atıyorum isteyen mimlesin kendini" dedim hep. Ama bugün içimden geldi, biraz heyecan, biraz atraksiyon olsun istiyorum. Bu yüzden bir kaçınızı mimleyeceğim. Hazır mısınız? Ooo piti piti, kimi mimlesem, kimiiii? hımmmm? hımmm? :) Tamam bu kadar heyecan yeter açıklıyorum :)))

1-DeepTone
2-Herşeyden Konuşmalı
3-Benim Tatlı Hikayem
4-Kreatif Başkan

Hadi bakalım görelim sizin de Top 10 listenizi :)



28 Şubat 2015 Cumartesi

Sosyal Medya Mimi (Buralı Olmayanlar Lokali'nden)

Mim dünyasına hızlı bir şekilde girdim gördüğünüz gibi:) 2. mimim de sevgili Buralı Olmayanlar Lokali 'nden geldi ve kendini benim mimci başım olarak ilan etti :) Ona buradan çok teşekkür ederek, hemen bu "Sosyal Medya Mimi" görünümlü "Kitap Mimi" sorularına girişiyorum ben:)

1-) Facebook Sorusu:Herkesin sana okuman için baskı yaptığı bir kitap?
   
Vallahi ben, Facebook'un böyle bir şey soracağına pek ihtimal vermiyorum. O bana, sorsa sorsa "Hey Dilek naber? Şunu tanıyor musun? Arkadaşların fotolar ekledi, merak etmiyor musun?... gibi sorular sorardı her halde :) Ama neyse, farz edelim sordu, (şimdi sizi mi kıracağım) bir düşünelim bakalım; herkes bana hangi kitap için baskı yapıyor? Hangisi? Hangisi? Bana, bana? Hımmm, Hımmm?... Bak hala düşünüyorum ve bulamıyorum fark ettiysen :) Niye kimse bana kitap okumam için baskı yapmıyor ya! En son bana kitap için baskı yapan, lisedeki Edebiyat öğretmenimdi galiba. Dönem ödevim içindi, İlk edebi roman olan "İntibah" romanı. Zaten o yaşlarda başka bi sebep için asla okunmayacak bir romandı. Okumuştum ama hiç bir şey anlamamıştım :) Ödeve ne yazdığımı da hatırlamıyorum zaten.

2-) Tumblr Sorusu: Sen okuduktan sonra popüler olan bir kitap?

Hımm, Tumblr deyince aklıma geldi ya, benim onda da hesabım vardı. Hiç uğramıyorum ne zamandır. Mim bitince gidip bakayım yerinde duruyor mu? Soruya gelince, öyle bir şey olmadı. Genelde, ben bakıyorum etrafa, millet ne okuyor diye. Şöyle konularını bir tarıyorum ve ilgimi çekeni okuyorum işte. Öyle ilk çıkanlara dalamıyorum hemen.

3-) Myspace Sorusu: Beğenip beğenmediğini hatırlamadığın bir kitap?

O kadar hatırlamıyor, o kadar hatırlamıyorum ki o kadar olur... Yani, kitabı beğenip beğenmediğimi hatırlamadığım gibi kitabın kendisini de hatırlamıyorum. :)

4-)Youtube Sorusu: Filme çekilmesini istediğin bir kitap?

Bak bu sorunun cevabı net. Hiç lafı dolandırmadan söylüyorum: "Başucumda Müzik" Geçen gün geçti aklımdan hatta, "Bu romanı film yapsalar da izlesek" diye

5-) Goodreads Sorusu: Herkese önerdiğin bir kitap?

Bak bu da çok net: Tutunamayanlar. Özellikle okumaya başlayıp, yarım bırakanlara öneriyorum; "Ha gayret! Bak biraz daha oku, anlayacaksın ne demek istediğimi" diye.

Ne oldu? Aaaa tam açılmıştım bitti ama :) Instagram, twitter falan niye sormamış ki?

Tadı damağımda kalan bu soruları cevaplamak isteyen herkes kendini mimlesin buradan, olur mu?





23 Şubat 2015 Pazartesi

Mim (Sürpriz Misafir'den)

Diğer bloglarda, "Sonunda Bu da Oldu Mimelendim" "Bir mimdir, iki mimdir, üç mimdir, dört mimdir, on dört mimdir" gibi başlıklar görüp, "Bu mim iyi bi şey mi ki, niye böyle eğlenceli başlık attırıyor ki bu insanlara?" demiştim ilk başta :) Sonra okuyunca anladım ki bu alemde mimlenmek güzel bi şey. :)

Rastladıkça da okurum mimlenenleri, kim ne yazmış diye. Bi de düşünürüm, ben olsam ne yazardım diye hep. Son günlerde de bir mim dönüyordu etrafta kitaplarla ilgili. "Hem de kitaplarla ilgili, ne güzel! Biri de beni mimlese ya" demiştim kendi kendime, ki sevgili Sürpriz Misafir bunu duymuş gibi mimleyi vermiş beni de. Ben de keyifle cevaplıyorum hemen.

1-Kışın okumalık favori bir kitabın var mı?

Kitapları hiç, kışlık ve yazlık diye ayırmadım ben. Ama yazın daha hareketli olduğumdan, kısa kısa öyküler okumayı tercih ediyorum. Kalın kitapları kışın okuyorum. Bunun için, soğuk kış günlerinde de kendisinin hayat felsefesini pek mantıklı bulduğum "Oblomov" diyebilirim. Oğuz Atay sayesinde tanıdığım bu kahramanı hala okumayan varsa, kış bitmeden kesinlikle okuyun derim.

2- Kapağı mavi olan bir kitap

Benim de aklıma Kürk Mantolu Madonna geldi çoğu mimlenen gibi. Ama bir de Açlık Oyunları serisinin "Alaycı Kuş" kitabı pır pır etti gözümde, herkesin söylediğinden farklı olsun diye biraz daha düşününce.

3- Yılbaşı ağacında yıldız olarak kullanabileceğin kitap.

Bu soruda ne istendiğini anlamadım ama benim kalbimin yıldızı "Tutunamayanlar" demek istiyorum.


4- Kış tatili için mükemmel bir kurgusal dünya,

Vallahi kıştan bıkmış biri olarak, kışın tatil yapma imkanım olsa Bangkok ya da Avustralya'ya falan gitmek isterdim. Çok imkansız bir şey değil tabi bu dediğim ama şu an benim hayatım için gayet kurgusal bir dünya. Neyse, şu anda okuduğum "Telepati" kitabına bağlayarak durumu toparlayım; Avustralya'daki biriyle telepatik bir şekilde iletişime geçtiğim kurgusunu yaratırdım. Ana fikir biraz araklama oldu belki, ama kendimi Avustralya'daki bu telepatik arkadaşımı merak edip tanışmak için Avustralya'ya ışınlarsam kendimden de bir şeyler katmış olurum sanırım.

5-Birlikte kış tatiline gideceğim bir kitap karakteri

Ben yine Oblomov desem ayıp olur mu? Ne yapayım ama, kış demek, tembellik demek. Tembellik demek Oblomov demek... Bir de çok sevdim ben Oblomov'u. İlk defa bir kitap karakterini özlediğimi hissettim şu an, kitap biraz ince olsa açıp okurdum tekrar ama çok kalın ya! (Görüldüğü gibi üzerimdeki etkisi çok fazla :))

6-Bu sene için listende olan kitaplar

Hangi birini sayayım ki? Böyle saydırıyorsunuz, sonra yeterince okuyamadığım için kendimi suçlu hissediyorum :)

Paulo Coelho'nun "Aldatmak" kitabı var, Mine Söğüt kitapları var, Tezer Özlü kitapları var, "Yüzyıllık Yalnızlık" var, var da var... Ama ilk okuyacağım kitap Oğuz Atay'ın "Eylem Bilimi" ve şu an odamda beni bekliyor kendileri.

7-Favori tatil içeceğin, atıştırmalığın ve filmin.

Favori tatil içeceğim Türk kahvesi. Türk Kahvesi candır, yaz kış farketmez benim için.

Atıştırmalık deyince aklıma belli bir şey gelmiyor, öyle bağımlısı olduğum bir şey yok. Ama evde bulduğum her şeyi götürüm :) Ailecek bu aralar favorimiz "Laviva". Annem Şok'ta 1 TL'ye satıyorlar diye onu alıyor :) Çikileta da candır.

Tatillerde de favorim komedi filmleridir. Özellikle içinde Jim Carry, Şener Şen, Robin Williams, Adile Naşit olan filmler.

İlk mim olayını atlattım çok şükür. Ben de, bu yazıyı "ben olsam şunu yazardım" diyerek okuyan ve daha önce hiç mimlenmemiş herkesi mimliyorum :)