Wikipedia

Arama sonuçları

Doğumgünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğumgünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2020 Cuma

İyi ki Doğdun Damla

Canım kızım, bugün 3 yaşını deviriyorsun. Seninle ayrı geçireceğiz bugünü maalesef ama hafta sonu kendimi affettireceğim söz. Zaten henüz küsmeyi de bilmiyorsun ki, bir minni mouse pastası seni havalara uçurmaya yeter de artar. Sonra sabaha kadar "iyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun... mutlu yıllar sana" ve püfffffff! Hadi bi daha! 

Sonsuza dek söyleyebilirim. Bıkmadan, usanmadan gözlerinin içindeki o ışığa bakarak zevkle yaparım hem de bunu. Hem bu şarkı senin için yazılmış bence. Hadi bi daha!

İyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun, mutlu yıllar sanaaaa.

Seni çok seviyorum pamuk kızım.

7 Ağustos 2019 Çarşamba

Bal Damla'm 2 Yaşında



Pamuk kızım, kurabiye suratlım, her şeyim....

Hızla büyüyerek bizi şaşırtmaya ve  minicik bir mimiğinle bile göklerde uçmamızı sağlamaya devam ediyorsun. Bu durum ne zamana kadar sürecek diye merak etmiyorum artık, sanırım sonsuza kadar...

Sürekli tekrarladığın saçma sapan hareketlerine bile bıkmadan en içten kahkahalarımı sonsuza kadar patlatabilirim evet.

Komik suratlı meleğim benim...

Benim artık  2 yaşında olan, henüz cümle kurmayı beceremeyen ama her kelimeyi bilen ve bir şekilde söyleyen, 10'a kadar hem ingilizce hem türkçe sayabilen, renkleri, şekilleri de aynı şekilde bilen, şarkılara bazen doğru bazen uydurarak eşlik eden, karıştırmayı, dağınıklığı, zıplamayı, hayvanları ve çocukları çok seven  bal Damla'm...

Bu içindeki zıp zıp zıplayan mutluluk hiç bitmesin e mi? O güzel yüzünden de hepimize bulaştırdığın gülücükler hiç eksik olmasın olur mu benim mis kokulu yavrum?

İyi ki doğdun, iyi ki doğdun da dünyamızı böyle güzelleştirdin iyi ki ama iyi ki benim kızım oldun... ve yine söz veriyorum sana; ben de ölene kadar senden bu "iyi ki" ile başlayan cümleyi duymak için çabalayacağım her zaman. Seni çok ama çooooooooooook seviyorum minik kuzum, nice mutlu yaşlara...

07.08.2019











21 Mart 2019 Perşembe

Merhaba Otuz Sekiz

Küçükken seneler kocamanmış gibi gelirdi, yaşlandıkça tam tersi oluyor galiba. Ve ben  bir mum daha üflemiş olmanın şaşkınlığıyla bu hipoteze fena halde katılıyorum şu anda.

Evet, evet yine bir yaş daha kaydı gitti avuçlarımdan... Üstelik, daha “otuz yedi” demeye bile alışamamışken.

Hakkını yiyemem güzel bir yaştı otuz yedi. Kötü günler yoktu içinde çünkü. Kızımla, eşimle sevgi dolu, yumuk yumuk bir yaştı benim için diyebilirim özetle.

Çalışma hayatına geri döndüğüm, tam olarak "çocuk da yaparım kariyer de" havalarına henüz giremesem de kendimi daha iyi hissettiğim bir yaştı sonra.

Şöyle  bir geriye dönüp baktığımda, hayatın bana bu yaşımda da cömert davrandığının farkına varıyorum çok şükür... “Çok şükür, bin şükür” dediğim bir çok değere sahibim. Sağlık, sevgi, huzur, mutluluk hepsi hayatımda mevcut, sevdiklerimle birlikte. Elbet eksiğim de var bilen biliyor, (hem de ne büyük bir eksik!) ama o da sol yanımda hep benimle zaten.

Kısaca, bol şükürlü bir yaştı otuz yedi... Sanırım gönül rahatlığıyla onunla da vedalaşabilirim artık. Ve sonra da  “otuz sekiz”e “merhaba” diyebilirim.

“Merhaba yeni yaşım, sana da merhaba!”





21 Mart 2018 Çarşamba

Doğum Günü Karalamacası


Doğum günleri benim için özel olmuştur. Öyle hissetmişimdir hep. Dünyaya geldiğim gün... Bence önemli.

Düşünsene, hayat uzun bir yolsa eğer, doğduğun gün de o yoldaki ilk adımları attığın gün oluyor aslında. Bu yüzden çok önemli değil mi sence de?

Bir şehirde bir ailenin, bir annenin kucağında buluyorsun kendini... Yaşam mücadelen oracıkta başlamış oluyor. Yavaş yavaş, gülmeyi, emeklemeyi, yürümeyi, konuşmayı öğreniyorsun. Ve bu öğrendiklerinle, deneyip yanıldıklarınla bir şekilde yoluna devam ediyorsun. Gülüyor, ağlıyor, başarıyor, kaybediyorsun, hayatına birilerini katıyor ya da hayatından birilerini çıkarıyorsun...

Bir sürü şey oluyor. İnsan bu süreçleri kendince yaşıyor bir şekilde ve acılarla ya da mutluluklarla kendi yolunu tamamlamaya çalışıyorsun.

Kızımın doğduğu gün bunları düşünmüştüm. Onun da hayatı böyle akıp giderken her sene doğum gününü kutlayacağız ama o gün orada yaşanılanlar fazla konuşulmayacak. Tıpkı benim doğduğum gün gibi...

Oysa ne heyecan verici bir gündü. Tarifi imkansız duygu yoğunluğu; heyecan, sevinç, hüzün, mutluluk... ortaya karışık. Hele o odayı saran kızımın mis kokusu... Bebek kokusu gibi bir gündü işte, her sene kutlanmaya değer.

Annemi düşündüm sonra. 36 yıldır kutladığım kendi doğduğum günü ilk defa hakkını vererek  o gece düşünmüşümdür herhalde.

"Annem de ilk gece beni izlemekten böyle uyuyamamış mıydı acaba?" "Ben de yüzümde böyle komik ifadelerle mi uyuyordum?" "Ve de böyle güzel mi kokuyordum?" "Keşke olsaydı da anlatsaydı bana doğduğum o günü."... gibi sorular, cümleler döndü kafamda sabaha kadar hep.

Gerçi, önceden anlatmıştı bazı şeyleri ama ben can kulağıyla dinlememiştim onu. O gün yanımda olsaydı da en ince ayrıntısına kadar tekrar tekrar anlattırsaydım ona yine... Bir de sımsıkı sarılıp, kokusunu içime çekip, "seni çok seviyorum canım annem" diyebilseydim. Benim gözlerim kızımda, annemin gözleri ikimizin de üzerinde öylece sabahlasaydık...

Bir yerlerde okumuştum, "Bir bebekle birlikte bir de anne doğarmış"... işte o gece benim ikinci doğum günümdü aslında. O sözün doğruluğunu o gece anladım. Anladım anlamasına ama bir de merak ettim; "o zaman bir anneyle birlikte bir de çocuk ölür mü?" diye...

İşte böyle... Ne diyordum? He, doğum günleri... Bence çok önemli. Sizce de değil mi?

Not: Otuz yedi oldum :)






21 Mart 2017 Salı

Her Şeye Rağmen


Bu sene biraz -hatta çok fazla- eksiğim... Annesizim, öksüzüm, garibim...  Ama içimde beni hayata sımsıkı sarmalamaya çalışan minik bir varlığı hissediyorum ve yolun kalanını yürürken bana minik adımlarıyla eşlik edecek bu varlık inadına yaşama sevinci veriyor.

Ve tabi ki Gökhan... O olmasa ne yapardım bilmiyorum?

Annemin gidişinden 4 ay sonra iyi ki doğmuşum diyebiliyorsam, bunu eşime ve içimdeki minik mucizeye borçluyum.

Hayat; sana rağmen, bu sene de iyi ki doğmuşum!


21 Mart 2016 Pazartesi

İyi ki Doğduk Sevgili Blogcuğum

Sevgili blogcuğum,

Sen yolun neresindesin henüz bilemiyorum ama ben yolu yarıladım. Evet, bugün benim doğum günüm. Biliyorsun ki; seninle dertleşmeye, içimde biriktirdiğim kelimeleri sana dökmeye tam 3 sene önce bugün başlamıştım ve bugün bir bakıma senin de doğum günün sayılır. Bu yüzden sana uğramadan edemedim.

Biliyorum, benim maymun iştahım yüzünden binlerce takipçisi olan havalı bir blog olmak yerine böyle ne idüğü belirsiz biraz saçma  bir blog oldun maalesef. Bunun için senden özür dilerim.

Belki hayal ettiğin gibi bir amacı olan, kişilikli bir blog gibi görünemedin benim yüzümden. Kendini kimi zaman gezi blogu, kimi zaman kitap blogu, kimi zaman genel kültür blogu hatta kimi zaman ingilizce öğretmeni bile zannettin. Ama bu zaman zarfında, seninle birlikte çok güzel vakitler geçirdik be blogcuğum değil mi? Şimdi de "sevgili blogcuğum" diye seslendiğim günlük muamelesi görüyorsun farkındaysan. Senin de benden çekecek çilen varmış işte. Canım benim ya, gıkını da çıkarmıyorsun hiç. :)

Ama tüm bunların yanında, çok güzel takipçilerin de oldu bunu da belirtmeden geçemeyiz. Tamam o havalı bloglardaki kadar sayıları çok olmasa da hepsi çok tatlı ve hatırlılar. Bak bu postu yayınlayınca hemen nasıl koşup gelip doğum günümüzü kutlayacaklar göreceksin. :)

Her şey bir yana, sen benim için ne kadar önemli olduğunu biliyorsun değil mi blogcuğum? Canım benim. İyi ki varsın. Birlikte nice güzel yıllarımız olsun ve hep güzel, mutlu, huzurlu ve yüzleri güldüren cümleler karalayalım olur mu? (Gerçi son günlerde yaşananları göz önünde bulundurursak bu çok ütopik bir dilek olur bizim için ama olsun umudumuzu asla kaybetmeyelim yine de biz)

Ben bugün bu cümleyi çok duyuyorum ve mutlu oluyorum, sen de mutlu ol istiyorum bu yüzden sen de "iyi ki doğdun blogcuğum!"




21 Mart 2015 Cumartesi

Ne Güzel Şeyim Ben Yaşım Hep 34

Hahaha oldu mu bu başlık yaaa? Olmadı ama bugün kendime şarkılar söylemek, şiirler yazmak istiyorum. Ne bileyim işte, kendimi sevmek, şımartmak istiyorum. "Canım kendimim üzülme, sen hala çocuk gibisin" diyerek teselli etmek istiyorum.

Bir de fena halde yaşımı İstanbul'a bağlamak istiyorum. Sabahtan beri aklımda "Hımm bugün benim doğum günüm, 34 oldum, İstanbul'un plakası" gibi saçma bir benzetme var ve tam bağlayacağım mevzuyu, birden kaçıveriyor. Dur, dur bak, yine geliyor işte;

"34, güzel rakam. İstanbul'u hatırlatan herşey güzel değil midir zaten? Umarım bu yaşım, İstanbul kadar güzel olur benim için. Her ne kadar arada sızlansam da, şikayet etsem de benim için dünyanın en güzel şehridir kendisi."

Ayy ne bu böyle? Hiç samimi değil, daha geçen gün İstanbul'u yerin dibine sokmamış mıydın? Evet İstanbul'dan vazgeçemezsin biliyorum ama ne bileyim "Gezelim, Görelim" programını sunar gibi oldu sanki. Olmadı bu cümle olmadı? Biraz daha samimi olsun, bıcır bıcır olsun, doğum günüm olduğu için mutluluktan havalara uçuyormuşum gibi olsun. Tamam bi de şuna bak:

"Yaşım 34 oldu. İstanbul gibi olayım ben bu sene. Evet ya, çok istiyorum bunu. Hem başıma buyruk olayım hem de kimse vazgeçemesin benden. Şarkılar yapsınlar, şiirler yazsınlar bana. Haha, martılarım olsun bi sürü, simit atsınlar onlara. Boğazımdan vapurlar geçsin (!)"

Oldu canım, 3.köprüde geliyor, artık sırtın yere gelmez! Yok, bu da olmadı. Olmayacak da. Bağlayamayacağım ben. Güzel, aklı başında bir doğum günü yazısı çıkmayacak benden bugün.

Neyse iyice saçmaladım galiba. Zaten 34 olmuşum, gidip yatayım ben en iyisi. İnsan bi yaştan sonra böyle oluyor demek ki. Hayır aslında bu İstanbul fikri güzeldi bence ama bağlayamadım işte.

Üff, tamam ben gidiyorum. Tebrik ve kutlamalarınız için teşekkürler, teşekkürler...

Ama cidden İstanbul en güzel şehir değil mi? Tıpkı 34'ün en güzel yaş olması gibi... (Tamam, son kez denedim. İyi geceler!) :)

21 Mart 2014 Cuma

Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim



          Yirmili yaşlarımın sonlarına doğru ürktüğüm o "üç" rakamına, iyice alışmış hissediyorum kendimi. Öyle ki; bugün bir "üç" daha ekleyiverdim yanına. Otuz üç tane yaşım oldu artık!

          İçinde; mutluluk-üzüntü, korku-cesaret, hüsran-başarı, curcuna-yalnızlık, heyecan-bıkkınlık, aptallık-kurnazlık, güven-hayal kırıklığı, sevinç-öfke... gibi hayatımı zenginleştiren her rengi barındıran tam tamına otuz üç adet yaş!

          Bu açıdan bakıldığında verdiği yenilenme ve büyüme hissi güzel olsa da doğum günlerinin ve yılbaşlarının insan üzerinde yarattığı o gel-gitler biraz yorucu gelmeye başladı doğrusu. Bir yanım histerik bir coşku içersinde, neredeyse yoldan geçen hiç tanımadığım kişilere bile “Hey biliyor musun; bugün benim doğum günüm, hadi tebrik etsene beni" demek isterken, bir yanım da "Üfff! Kimseye çaktırmayım, "kaç yaşında oldun?" diye sorup dururlar şimdi" der gibi depresif bir gizlenme eğiliminde. Karmaşık bir ruh hali yani. Analiz etmesi, anlatması güç ama herkesin yaşıyor ya da yaşayacak olması kuvvetle muhtemel olduğu için anlaşılması sanırım çok kolay...

          Her zaman bardağın dolu tarafını görmeyi tercih ettiğimden, yaşlanmanın çaresizliğini değil de yaş almış olmanın nimetlerini düşünmeye çalışıyorum bu gel-gitlerden sıyrılmak için ben de. (Zaten başka bir çarenin de olmadığının farkında olarak)

          "Bir kere o; toy, güvensiz, kendini ispatlamaya çalışan insan değilsin artık" diyorum kendime; "koskoca otuz üçsün, kendine gel!" Evet, insanlar üzerinde "Ne dese doğrudur, vardır elbet bir bildiği" izlenimi yaratmaya başladığını söyleyebiliriz. Eskisi gibi "sen anlamazsın, ne yaşadın ki?" der gibi de bakmıyor kimse sana. Kumbaranda biriken yaşların nimetlerinden faydalanma zamanı geldi sanırım. 

          Ayakların da yere değiyor artık bak!  Ne 5 yaşındaki gibi etrafındaki her şey ve herkes çok fazla büyük senden; ne de 20'lerindeki gibi sen, her şeyden ve herkesten büyüksün. Her şey ve herkes normal boyutlardaymış anladın değil mi? 

          "Öyleyse" diyerek devam ediyorum kendimle sohbetime (otuzlarında insan kendisiyle daha mı çok konuşuyor ne?); aynı hizaya geldiğinize göre, herkesle aran çok iyi olmalı. Her yaş grubuyla takılabilirsin, insanların yaşı ve boyutu sorun değil artık senin için. Herkes de seninle vakit geçirmekten hoşnut ayrıca. Yirmiliklerin “keşke adam yerine konulsam”, orta yaştan biraz hallice olanların da “keşke biraz daha genç olsam” diye kastettiği yaşlardasın çünkü. Görüyorsun değil mi? Herkes sana özeniyor, canım benim süpersin (!)

          Kariyerin de oturmuştur artık. Yani; "girmediğim herhangi bir sınav kaldı mı? Varsa hatırı kalmasın, ona da gireyim" gibi son telaşlarını da yaşayıp “büyüyünce ne olacağım ben?” sorusunun cevabını bulmuş olman, hatta o cevabı yaşıyor olman gerekiyor, istesen de istemesen de. 

          Belki evlenmiş de olabilirdin evet, hatta yaşıtların gibi patır patır çoluk çocuğa karışmış ve mahalle baskısını üzerinde hissetmemiş de olabilirdin. Ama bunların hiç biri olmadı. “Maalesef ki” mi olmadı “Neyse ki” mi olmadı hiçbir tahminin yok ve bu durum umurunda da değil üstelik. Bunlara takılmayı otuzunda bırakmıştın sen. Yirmi dokuzuncu yaş gününde sırf etrafındakilerin çenesini kapatmak için “peri masalı düğünü” dileyerek üflediğin pasta mumlarını, otuzuncu yaş gününde tamamen özgür iradenle “sırt çantasıyla dünyayı dolaşma” hayaliyle üflemiştin çünkü.

          Madem çoluk çombalak yok, madem otuzlarındasın; o zaman dostum sen dünyanın en özgür insanısın! Evren, mumları üflerken dilediğin şeyi gerçekleştirmen için tüm olanaklarını sermiş ayaklarının altına farkında mısın? E hadi ama ne duruyorsun hala? Yüklen çantanı! Sağlık, enerji, özgürlük  ve sırf kendin için harcayabileceğin para... Hepsi o çantada biliyorsun değil mi? Tüm bunları ancak otuzlarında bir arada görebilirsin bunu da biliyorsundur umarım. 

          "Vay be!  Ne güzel yaşlarmış bu otuzlar!" diyerek içimi tatlı bir heyecan sardı birden. Bu gaz beni otuz dokuzuma kadar idare eder herhalde. 

          Evet sanırım şimdi daha iyiyim. Ruhum "doğum günlerinin" aslında güzel bir şey olduğu konusunda netleşti. Okulun ilk günü, tertemiz bir deftere şaşkın ve heyecanlı gözlerle bakan bir çocuk gibi hissediyorum artık. Kalan hayatım da hacmini bilmediğim ve mis gibi yeni kokan bu defter gibi önümde duruyor. Ve ben biliyorum ki; güzel güzel yazmak da benim elimde, karalamak da... Üstelik biriktirdiğim eski defterlerimden kopya çekmek de serbest! 

         Ve ilk cümlemi Nazım'dan araklıyorum hemen; "Yaşamak güzel şey be kardeşim" 

          İyi ki doğmuşum...