Wikipedia

Arama sonuçları

22 Şubat 2015 Pazar

English Diary (15.02.2015) "Özgecan"

Hello diary,

I'm sorry, I have some sad events to tell again. However, I must break one more news to you. Recently, everybody is so sad and angry in Turkey. Because, a young girl was brutally killed in Mersin.

Her name was Özgecan. She was only 20 years old and a student. She was last seen on a minibus by a school friend while travelling from college to home on February 11. Her friend gott off the bus before Özgecan.

And Özgecan was alone with the pervert driver on the minibus. The driver attempted to rape Özgecan. And he stabbed her to death after she resisted with pepper spray. He than sought the help of his father and a friend to get rid of the body, which they burnt.

This is too sad. She was very young. And she had a lot of dreams about the future. However, all of them were killed with her. And her family will think about how she was killed during their life. They'll never, ever forget their innocent daughter. I think, none of us will never, ever forget this horrible atrocity, too.

This is an inhumane event. She was brutally killed. I feel so so sad, like other people in Turkey. Everybody is so sad, so angry and so distrustful after this event. None of us feel safe. Everyone has revolted because of this event.

We are living in a time when women are murdered every day, must of them by their husbands. It must be a solution. We need deterrent laws. Perhaps, the death penalty should be applied again. Because, the world has started to become more dangerous day by day.

The worst part is that, even if criminals will serve a sentence, her mother never be able to hug her daughter ever again.

Yes, I know... I'm telling you about bad things, but that's just the way it is. Nothing to do. I hope, all my other pages will be about nice things...

That's all for today. Take care...









15 Şubat 2015 Pazar

Özgecan

Kelimelerin düğümlendiği, cümlelerin kitlendiği bir noktadayım. Sabahtan beri kaç kez, bu korkunç olayla ilgili iki satır bişeyler karalayıp içimdeki zehiri akıtmayı denedim ama yapamadım. Boğazıma oturan o düğüm engel oldu yazmama.

Şu soruyu sordum kendime bir de; " Bu vahşeti yapanlara nasıl hitap edeceksin? Hangi sıfatı kullanacaksın onlar için." Kullanacağım kelimeyi o kadar iyi seçmeliydim ki bir daha onu kullanmamalıydım. Çok düşündüm ama bulamadım...

Hayatının baharında bir çiçeği vahşice solduran ve o çiçeğin ailesini ve sevdiklerini ömürleri boyunca kapkara zindanlara mahkum edenleri tanımlamak için hiç bir kelimeye kıyamadım ben.

Okumamaya, haberleri izlememeye çalıştım tüm gün. Ama olmadı. İşte gecenin bu vaktinde, hiç tanımadığım, benden kilometrelerce uzakta yaşayan o insanlar düştü aklıma. Ne yapıyorlar acaba? Nasıl dayanabiliyorlar kınalı kuzularının yaşadığı bu vahşeti düşünerek?

Sonra gözüm bir yoruma ilişti bir yerlerde,  "Herkesin içi rahat olsun, bu korkunç cinayeti işleyenlerin yanına kalmayacak, hapishanede onların cezası kesilecek" diyordu. Evet böyle diyordu. İlk başta içimde bir ferahlama olmadı desem yalan olur. Ama sonra böyle hissettiğim için kendime de ülkemdeki diğer insanlara da acıdım.

En çok, asla tahmin bile edemeyeceğimiz korkularla hayallerine, hayata veda eden Özgecan'a mı, kızının yaşadığı işkenceyi düşünerek hayatını devam ettirmek zorunda kalan anneye mi, yoksa adaletine güvenemediğim ülkemde alternatif adaletlerin olmasına şükrediyor olmamıza mı üzülüyorum işte bunu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey var o da, adalet ne şekilde yerini bulursa bulsun, annesinin Özgecan'a bir daha sarılamayacak olması. işte, asıl üzücü olan tam da bu!




14 Şubat 2015 Cumartesi

En Tatlı Aşk - The Sweetest Love (by Kreatif Baskan)




İşte size sevgililer gününde içinizi ısıtacak çok romantik bir aşk hikayesi...

Bu hikaye için sizi, adı gibi çok yaratıcı olan arkadaşımız Kreatif Başkan'ın bloguna göndermem gerekiyor ama, şuradan buyrunuz efemm : Kreatif Başkan

(Please, click the link for this sweety story: The Sweetest Love )

13 Şubat 2015 Cuma

İstanbul'dan Ayrılması Gereken İlçeler

Geçen gün Ekşi Sözlük'te "İstanbul'dan ayrılması gereken ilçeler" diye bir başlık gördüm. Girilen entryleri okudukça ilk başta çok güldüm ama okumaya devam ettikçe oturup ağlayacaktım neredeyse.

Ben zaten dışarı her çıktığımda, trafikte, toplu taşıma araçlarında, sokakta, parkta, AVM'lerde nerede olursam olayım, aynı türden başlıkları sıklıkla zihnimde açıyorum sürekli.

Çok mu zorluyoruz acaba kapasiteyi? Yavrum benim, gıkı da çıkmıyor ama daha kimleri kimleri bağrına basabilir, daha ne kadar taşıyabilir ki hepimizi?

Rivayet o dur ki; "3. köprü açılınca Başakşehir il olacakmış, çevresindeki ilçeler de ona hediye edilecekmiş, böylece İstanbul da kendine gelecekmiş..." Pendik, Çatalca, Silivri, Şile için de aynı muhabbetler dönüyor. Yani "İstanbul'dan gidemiyorsak, İstanbul bizden gidecek" bilinçaltımızdaki tek çözüm tamamen bu.

E giderse de haklıdır bence. Ne demişler: "herşeyin bir şeyi var, değil mi ama!" (Türk anasözü). Biz ipin ucunu kaçıralı çok oldu, belki de gitmekte geç bile kaldı.



Bu söylentiler gerçek olur mu, olursa da çözüm olur mu bilemem. Ama benim düşüncem şu ki; bölüne bölüne arsızlaştık zaten. Eğer İstanbul için faydası olacaksa, varsın İstanbul'u da bölsünler.Gerekirse bağrımıza taş basar kendisini bu külfetten kurtarırız biz elbet. Yeter ki o "İstanbul" olarak kalabilsin, kişiliğinden taviz vermesin. Adına şiirler, romanlar yazılan İstanbulumuz olsun hep. Adı anılınca akıllara yukarıdaki metrobüs trajedisi gelmesin, "martı, simit, incebelli bardakta çay, kız kulesi, boğaz" gelsin...

Bizanslılar, Osmanlılar boşuna yapmamışlar o surları arkadaş, varmış demek adamların bir bildiği. Ne zaman ki aştık o surları o zaman İstanbul kamburlaşmaya başladı işte, dengesi bozuldu...

Belki surlar kadar olmasa da bir sınır çizilmeli sahiden de. O çizilecek sınırın içinde de İstanbul'u gerçekten hak eden nüfus ne kadar yoğunlukta olur o kadarını bilemem... Ama bu koordinasyonu yapacak olanlar onu da düşüneceklerdir elbet. Yoksa anahtarları direkt Araplara uzatıp Topkapı'dan metrobüse binip usulca uzaklaşacak halimiz de yok tabi.

Neyse canım, hep İstanbul'u kötü fotoğraflamayalım. Malum beni taa Yeni Zelanda'lardan takip edip duruyorlar :) belki İstanbul'a gelmek istiyorlardır da turizmi baltalamayayım durduk yere. Zaten bu sene Ruslar kriz yüzünden gelmeyecekmiş ülkemize, o yüzden yazıyı İstanbulumuz'un kötü makyajdan arınmış, güzel haliyle bitirelim.

Hey guys! This is the real Istanbul... No other Istanbul!


Not: Fotoğraflar Google görsellerden alınmıştır. Sahiplerine selam olsun...





7 Şubat 2015 Cumartesi

Google Analytics Bizi Gözetliyor





Bu günlerde kafayı Google Analytics'e taktım. Onunla uğraşıyorum. Gerçi, hala işin içinden çıkamadım ama bloguma uğrayanların izini sürmek hoşuma gidiyor çok saçma bir biçimde.

"Kim nereden tıklamış, ne kadar kalmış blogumda, hangi anahtar kelimeyi kullanmış bloguma ulaşmak için... her bi şeyi söylüyor insana, bu Analytics.

Bir nevi falcı gibi... Falcı dinler gibi, grafiklerin karşısına geçiyorum, bir o analize bakıyorum, bi bu analize bakıyorum şapşal şapşal. Öyle, böyle saate bir bakıyorum ki 1 saat geçmiş. Sonra kendime diyorum ki "Kızım işin mi yok senin? Bu kadar zamanda 2 post yayımlar, tüm Google trafiğini altüst ederdin, ne yapıyorsun ya Allah aşkına, yürü git"

"Yeni Zelanda'dan 2 kişi blogumu tıklamış ama! Bak bu çok önemli. Kimbilir ne diye tıkladı? İşin yoksa bunu merak et dur. Acaba aynı kişi 2 kere mi tıkladı? Bunu nasıl anlıyorduk ya? Bunu bilsem ne olur, bilmesem ne olur değil mi? Nedir bu anlam yüklemeler? Günlük hitin nedir ki yani? Hadi burada yazmayım şimdi, rezil olurum." Kendimle yaptığım böyle garip diyaloglarla da bi yarım saatim uçup gidiyor.

Bir de bu hit mevzusu var, değil mi? Ben kısa bir zaman öncesine kadar hep duyduğum "senin hitin ne, hitim aşağı, hitim yukarı" gibi cümlelerde geçen hiti, blogda en çok okunan post zannediyordum. Gülmeyin ya vallahi! Hit şarkı gibi. Öyle zannediyordum, gerçekten. En çok hangisi yorum alıyorsa, senin hitin de o oluyor. Düz mantık belki ama bi Kohort Analizi kadar karmaşık değil en azından.

Aslında benim düşüncem daha mantıklı olsa da yanlış anladığımın farkına tekil hit çoğul hit diye ayrıştırdıklarında anladım. "kızım hit hitdir işte, tekili çoğulu ne ola ki acaba? Yoksa bu hit benim sandığım hit değil mi?" diye saçma sapan sorular sorarken yakaldım kendimi ve biraz araştırınca da bu konularda ne kadar cahil olduğumu bir kere daha anladım.

Efendim meğerse "Hit", sitene ya da bloguna gelen kişilerin sayısını ve bu ziyaretçilerin kaç kez geldiğini gösterirmiş. Ziyaretçi sayısını gösteren tekil hit oluyormuş, çoğul hit de sayfanın günde toplam kaç defa tıklandığını gösteren rakam oluyormuş.

Tüm bunları öğrenmek ne işime yaradı bilmiyorum? Zaten zaman problemi yaşayan bir insanım zamanımın bir bölümünü de bu analyticse bağışlar, sonra da debelenir dururum artık.

Ama tüm bunların suçlusu sizsiniz hiç kusura bakmayın, öyle gizemli gizemli geliyorsunuz, hiç yorum falan yapmıyorsunuz. Başka çare bırakmıyorsunuz ki bu meraklı insana. Hepinizi izleyeceğim işte! :) Yeni Zelanda'daki vatandaş hu hu! Gördüm seni!



6 Şubat 2015 Cuma

Derin Mavi

Derin Mavi... İsim çok güzel. Bana bu sıkıcı, bunaltıcı kış günlerinde yaz mevsimini çağrıştırdığı için iyi geldi bu isim. Aslında kapaktaki bu iki kelime bile beni dinlendirmeye yetti.

İçinde neler mi var? Şiirler ve öyküler... Yorucu bir günün ardından koltuğa yayılıp elinize aldığınız bu kitaptaki şiirleri okurken "Vay be Deep'e bak sen, meğer şiir de yazarmış" diyorsunuz; o samimi, sıcacık öyküleri okurken de  "Yahu, alem bu kız yaaa!" diyerek inanılmaz hayal dünyasında kendisine büyük bir keyifle eşlik ediyorsunuz.

 Sayfaları sırayla takip etmeden özgürce istediğiniz şiir ya da öyküye geçebilmenin rahatlığı da kendinizi çok iyi hissettiriyor. Tam bir başucu kitabı yani.

Deep'in samimi ve sıcak anlatımını zaten anlatmaya gerek yok. Çoğunuz biliyorsunuzdur. Bilmiyorsan eğer üzülme, hiçbir şey için geç değil! :) Deep Tone'un blogunu ziyaret etmek için şuraya bi => tık tık , bu kitabı edinmen için de şuraya =>  tık tık yapman yeterli.








2 Şubat 2015 Pazartesi

English Diary: (01.02.2015) "A Boring Winter Day"

Hi dear!

How are you? I’m very bad. Because, I'm fed up with winter. I miss sunny days. I want it to be spring right now. I’m tired of wearing thick cloths and the dark sky. Really, that’s more than enough! 

I would love for all the flowers to bloom, the sun to shine and  for the smell of fresh grass. I love that smell. Spring is very cheerful. Is'nt it?

Everybody needs more sunlight. Of course, I need it, too... I feel depressed in winter. Each season is very nice, but I guess, spring and summer are the best! Because, I feel really good in these seasons.

Also, I have a lot of plans for next summer. I'm gonna tell you about it a little. First of all, I will travel around The Black Sea region. Yes, I'd love to do that. We have even bought the tickets. This is why I’m so exited, too!

Everyone says that The Black Sea region has a lot of pretty fascinating places. It has incredible green landscapes.

When I go there, I will tell you all that I've seen. Now, it's  February and we'll go there in 5 months. Pray for me please; summer come, right away!

Oh, by the way, I've bought a new MacBook. And this is going to be my first publishing with my new Macbook.

Okay, Let's call it a day! I’m getting back in my boring and cold life… See you later!

Postscript: I would thank my cousin's wife Esma for helping me in improving my english.