Wikipedia

Arama sonuçları

20 Haziran 2015 Cumartesi

Karadeniz Turu 2.Gün (Ordu, Trabzon)

Uykusuz bir gecenin ve yorucu bir günün ardından Ordu'da bulunan konforlu otelimizde güzel bir uyku çektik ve 09.06.2015 Salı sabahı erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra Karadeniz'i keşfetmek için tekrardan yollara döküldük.

Bugünkü gezi rotamız şöyleydi;

1-Boztepe (Ordu)
2-Ayasofya Camii Müzesi (Trabzon)
3-Atatürk Köşkü (Trabzon)
2-Altındere Milli Parkı (Trabzon)
3- Sümela Manastırı (Trabzon)
4- Maçka (Trabzon)

Ordu'yu karış karış gezme fırsatımız pek olmadı. Ama kalacağımız otel Ordu'da olduğu için otobüsle bir önceki akşam sahil şeridini görme fırsatımız oldu ve hayran kaldık Ordu'ya.

Ertesi gün de Ordu'da sadece Boztepe'ye çıkarak Ordu'yu kuşbakışı izleme şansına sahip olduk. Karşılaştığımız manzara muhteşemdi. Fotoğraf mı çeksek, oturup manzaranın keyfini mi çıkarsak bilemedik. Hepsini bize verilen kısıtlı süre boyunca kendimizce yapmaya çalıştık. Doyduk mu? Tabi ki hayır!

Yoğun bir programımız olduğunu hatırlatan rehberimize, kanımızın son damlasına kadar direnmeye çalıştık. Oradan ayrılmak istemiyorduk çünkü :) Sonunda  rehber bize, otobüsle önden gidebileceğini ve aşağıda bizi bekleyebileceklerini söyledi. Yani biz aşağıya teleferikle, Boztepe'nin tadını çıkara çıkara inebilecektik Otobüsün hepsi olmasa da büyük bir çoğunluğu hemen kabul etti bu dahihane fikri.



 Bu manzara nasıl bırakılırdı ki :)


İlknur'la güzel manzaraya dalmışken, haberimiz yokken rehber yardımcısı bizi çekmiş desem inanmazsınız tabi, :) evet rica minnet, zorla çektirdik bu fotoyu da, çocuk bıktı bizden :) neyse ki yeni yeni arkadaşlar edinmeye başladık da kurtuldu bizden.



Turda güzel dostlar edinmeye başladık ve hep birlikte bu muhteşem manzaranın keyfini çıkardık :)


Aşağıda bekleyen otobüsümüze kavuşmak üzere ayaklarımız geri geri gitse de teleferiğe bindik.



Yurdum insanı cama bile ismini kazımaya çalışmış. Böyle bir çalışmaya kalkışmasaydı daha net fotolar sunardım ben de sizlere elbette ama bu çizik görüntülerle idare edeceğiz artık.


Boztepe'nin büyüsüyle indik teleferikten ve bizi bekleyen otobüsümüze binip karadeniz şarkıları eşliğinde Trabzon'a doğru yola koyulduk. Ordu'dan ayrılmanın hüznü Trabzon'u keşfedecek olmanın heyecanıyla yolumuza devam ettik.


Trabzon'a varır varmaz bu selfie'yi çektik hemen. İlknur'un selfie merakıyla ilgili bir kolaj yapmayı planlıyorum gelecek postlarda :)


Trabzon'da ilk önce Trabzon'un meşhur gümüşlerine bakalım dedik ve bir gümüşçüye girdik. Ben kendime bir bileklik aldım oradan. O gün bugündür hiç çıkarmıyorum bileğimden.


Daha sonra Tarihi Ayasofya Camii'ni ziyaret ettik. Fatih'in Trabzonu fethinden sonra cami, 1964-2013 yılları arasında müze olarak kullanılan tarihi yapı günümüzde tekrar cami olarak kullanıma açılmış.

1204 yılında İstanbul'un Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra kaçan ve Trabzon Rum İmparotorluğu'nu kuran 1.Manuel tarafından yaptırılan kilise, bizim Ayasofyamız kadar gösterişli değil. Yani ne bileyim sanki Manuel, "amaan nasılsa İstanbul'u geri alcez biz, şöyle eğretiten bir Ayasofyacık da buraya konduralım da ahalinin gönlü olsun" mantığıyla hareket etmiş gibi geldi bana :)

Ama yine de gerek yüksek kubbelerinde, gerek hristiyan ve selçuklu islam sanatlarından izler taşıyan frizlerde müthiş bir işçilik görüyorsunuz. Ve günümüze kadar gelebilmesine hayret ediyorsunuz. He tabi bi de konumu çok güzel bir yerde.








Ayasofya'nın bahçesinde kepleriyle poz veren yeni mezun gençlerle karşılaştık :)


Öğle yemeğinde enfes Akçaabat köftesini tatmak için Ayasofya'ya yakın, sahildeki bir restorana gittik. Köfteyi çok sevmem ama bugüne kadar yediğim en lezzetli köfteyi orada yedim diyebilirim.

Öğle yemeğinin ardından rehberimizin dolu dizgin programına kaldığımız yerden devam ettik ve kendimizi Atatürk Köşkü'nde bulduk.


Etrafı çam ağaçları ile çevrili, deniz manzaralı, pamuk renkli bu bina, 19.yy'ın başlarında zamanın zengin gayri müslimlerinden biri tarafından yazlık köşk olarak yaptırılmış. Son dönem rönesans mimarisinden izler taşıyan bu güzel köşk, mübadele döneminde gayri müslimlerin taşınmazlarının devlete geçmesiyle kamu binası olarak kullanılmaya başlamış.

Atatürk Trabzon'a geldiğinde bu köşkte kalırmış hatta vasiyetini burada yazmış. Köşkü, 1942 yılında da müze haline getirerek bizlerin ziyaretine sunmuşlar.






Ve Atatürk'ün vasiyetini hazırladığı oda...

"O koltuklarda Atatürk oturmuş" diyorsun, "şu halının üzerinden geçmiş", "şu masada yemek yemiş", "bu yatakta uyumuş" diyorsun. E haliyle insan biraz duygulanıyor...

"Bu anlamlı geziden sonra otelimize döndük" demeyi çok isterdim ama maalesef o gün gezdiğimiz yerler henüz bitmedi :) İnanamayacaksınız ama biz Atatürk Köşkü'nden sonra Sümela'ya da gittik o gün.

Şu an bu yazıyı burada bitireyim, Sümela için ayrı bir yazı mı hazırlayım acaba diye de düşünmüyor değilim ama gün gün yazmam daha düzenli olacak benim için. Zaten şimdiden karıştırmaya başladım hangi gün nereye gitmiştik diye :) Biliyorum yazı uzadı ama çok güzel yerler ya sıkılmazsınız. :)



Sümela Manastırı'na otobüsle ulaşmak imkansız olduğu için 3 gruba ayrılıp minibüslere doluştuk. Tam o sırada yağmur bastırdı. Pek bi sevdiğim komik karadeniz şarkıları ve yağmur eşliğinde o meşhur virajlı patika yolları aşmaya çalışırken minibüs bir noktada durdu. Çünkü durduğumuz o nokta manastırın göründüğü tek noktaymış. Deli gibi yağmura aldırmadan ben de indim ve şu yukarıdaki fotoyu çektim. Pek net görünmüyor manastır ama olsun benim için başarısız ama çok değerli bir fotoğraf o :)


Yürüyüş yoluna ulaşmamızdan kısa bir süre sonra yağmur dindi ve güneş açtı. Hepimiz açan güneşle birlikte keyiflendik ve o keyifle manastıra nasıl tırmandık fark etmedik bile.



Trabzon'un Maçka ilçesine bağlı Altındere Milli Parkı'nda Zigana'nın yamacında bulunan akıllara zarar bu manastırla karşı karşıya kaldığınızda kuruluş zamanını ve o günün şartlarını düşününce hayrete kapılmamak mümkün değil.

Sen yüksüz, elini kolunu sallaya sallaya, konforlu spor ayakkabılarınla, dilin dışarıda, güç bela tırmanırken, o insanlar o malzemeleri nasıl taşımışlar buralara diye sorular soruyorsun kendine.


Ve tabi rumca, ingilizce, türkçe, arapça yazılarla tahrip edilerek iett otobüsü muamelesi yapılan freskleri görünce de çok üzülüyorsun, kızıyorsun bu saçmalığı yapanlara.

Fresklerde, İncil'de de anlatılan Hz.İsa ve Hz. Meryem'in hayatından alınan konular tasvir edilmiş. Rehberimiz detaylı olarak anlattı.


Sümela adeta bulutların arasına inşa edilmiş. İnşa edilme nedeni olarak pek çok rivayet var. Kimisi Romalı askerlerden kaçan ilk hristiyan kavimlerin tapınmak ve korunmak için yaptıklarını iddia ederken kimisi de Atina'lı 2 keşişin aynı rüyayı görüp rüyalarının peşinden gitmesi sonucu buraya varıp bu manastırı yaptırdıklarını ve Meryem'e adadıklarını iddia eder.

Kim bilir belki de tarihten bu yana insanoğlunun her dönemde ruhunu yükseltme isteğinde ve yaradana yakınlaşma eğiliminde olmasıdır bulutların arasına inşa edilen bu ibadethanenin var olma nedeni. Olamaz mı? Bir sürü detaylarla anlatılan, kafa karıştıran sebepler yerine böyle basit ama düz mantıklı bir açıklaması da olabilir pek tabi.

Sümela için ilerleyen zamanlarda ayrı bir post hazırlayabilirim. Bu yüzden daha fazla uzatmadan Karadeniz Turumuzun 2.gününü burada noktalıyorum.

Sümela'dan sonra Maçka'daki otelimize gidip, yemek yiyip horon yaptık ve ertesi gün bizi bekleyen güzelliklerin hayaliyle güzel bir uyku çektik.

3. gün nerelere mi gittik? Sürpriz olsun, beni izlemeye devam edin o zaman (Ayder'e gittik yahu, anlatmak için sabırsızlanıyorum, saklayamadım :))









26 yorum:

  1. Neeey, Trabzon'a gidip Uzungöl'e gitmediniz mi? Neeey, Hamsiköy sütlacı yemediniz mi? Neeey, bi pilavcı vardı ünlü adını unuttum. Ona gitmediniz mi ? :P

    YanıtlaSil
  2. Pilav ve sütlaca yetişemedik ama Uzungöl'e gittik. Sabret yahu 7 bölümlük dizi yapıyoz hepsini birden anlatamam ki :)

    YanıtlaSil
  3. İnsanlar hiç acımadan tarihi de, milli varlıklarımızı da tahrip edebiliyor maalesef.::( Çok güzel yerler.. Bulutların arasında kaybolmak eminim çok güzel bir duygudur. Yolda durup da alınan o Sümela fotoğrafında ben de manastırı göremedim:) Ama çok güzel bir foto. Yağmurla beraber o yeşillikten çıkan kokuyu hissedebildim..:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaaa dikkatli bakılınca görünüyor aslında tam ortada bejimsi bir surette :) Zoomladım da o kadar ama yanlış yeri zoomlamışım :) beceriksizim ben zaten, olsun o havayı hissetirmişim nasılsa :)

      Sil
  4. evet ya o manzara için bile gidilirmiş evet yaaa ordu manzarası :) en sondaki sümelalılar da iyimiş. ayasofya maçka. ya istanbul mu orası yaa :) selfie merakı evet yaa. nedir bizdeki bu foto merakı yaa :)

    YanıtlaSil
  5. Sümela Manastırını çok merak ettim :) Küçük çocukla çıkılabilecek bir yer mi?
    Karadeniz turunun diğer bölümlerini de heyecanla bekliyorum :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sosyalmedyakafe,
      çocuğun ne kadar küçük ve nasıl bir çocuk olduğuna bağlı :) örneğin geçen sene bir arkadaşımız 4 yaşındaki kızıyla gitti. Ama çocuk gezmeyi seven, laftan anlayan bir cimcime. Onunla Everest'e bile çıkılır :) Bir de aslında ben çok zorlanmadım çıkarken, yani eskiden daha zormuş, şimdi araba yolu var bir noktaya kadar minibüsler getiriyor. 300 metre tırmanıyorsun sadece. Ormanın başından manastıra kadar da tırmananlar varmış.

      Sil
  6. Karadeniz, doğasıyla, insanlarıyla, her tonu farklı yeşiliyle bir başka dünya gerçekten. Gezimizin üstünden belki 15 yıl geçti ama hala tablo gibi gözümün önündedir. Sayenizde yeniden dolaştım o güzel yöreleri. Ne güzel anlatmışsınız, dilinize sağlık. Dağların sisli görüntüsü ne kadar güzeldi. Virajlı yollar bir yarıştayız duygusunu yaşatıyordu insana.
    Sümela Manastırı muhteşemdi .Uzungöl şimdi eski görüntüsünü kaybetmiş diyorlar. O yıllarda rüya gibi, hayal gibi bir görüntüsü vardı.
    Teşekkürler bu güzel anlatım için. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Makbule Abalı,
      Ben teşekkür ederim değerli yorumunuz için.
      Ayder için de Uzungöl için de o söylentiler var. Ben ikisini de son halleriyle bile çok çok beğendim. Bozulmamış hallerini de görmeyi çok isterdim. Asıl korkum ilerleyen zamanlarda daha da bozulması. Çünkü o yörenin insanları "yeşilyol" belasıyla uğraşmakta bu sıralar, rant davasına göz dikmişler o canım el değmemiş arazilere...

      Sil
  7. Trabzon'da Manastıra yaklaşık 10 sene önce gitmiştim, vay be :) Harika resimler çekmişsin, takip ettim! Bi dahaki sefere de iyi yolculuklar sana :)

    YanıtlaSil
  8. Yanıtlar
    1. yeşeren Yaprak,
      sevindim canım. Artvin'i de böyle anlatmak isterdim ama gidemedik :(
      Ama söz verdik gideceğiz başka zamana :)

      Sil
  9. Cok güzel bir karadeniz gezisi olmus. Ben de Giresunluyum:) Gezisever kitap dostuyuz ikimiz de. Zamanin olunca sen de benim bloguma bir göz atar misin? IZNINLE TAKIPTEYIM:)

    YanıtlaSil
  10. Şahane! Tam vaktidir orada olmanın imrenerek okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dilekçe
      evet tam vaktinde gitmişiz, çok güzeldi her yer. Teşekkürler :)

      Sil
  11. Thank you Rimanere :)
    I will look at your blog :)

    YanıtlaSil
  12. Sümela Manastiri'na gittigimiz zaman tamirat vardi..Gördügüm ,manzara hic hos degildi,Cöpük yerine cevirmïslerdi etrafi cok kizmistik...Orda alabalik yemistik,harikaydi..

    Biz kendi arabamizla gitmistik ,Sümela Manastiri'ni ve Uzungöl'ü cok begenmistik...Sabah ezaniyla uyanip,gölü seyretmek müthisti :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sule m,
      uzungöle de gittik onu da anlatacağım :)

      Sil
  13. Ordu'nun manzarası büyüleyici güzellikte, teleferiğin camını çizmişler hangi kafayla ya çok kızıyorum bu tür davranışlara yazık ya yazık vatan haini bunlar devlet malına zarar veriyorlar cahil bir zihniyetle...
    Manastırı acayip bir yere yapmışlar gerçekten, fevkaladenin fevkinde bir yazı olmuş yine :)

    YanıtlaSil
  14. Cocuklu hayat,
    ben de çok teşekkür ederim fevkaledenin fevkinde yorumların için :)

    YanıtlaSil
  15. emin metin,
    teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  16. Sümela Manastırı'na gitmiştim üniversite gezisiyle :) yol çok dik ve harika bir yer Allah'ım tekrar gidesim geldi.oradaki resimler çizimler harika bişey bak bak bırakamıyor insan :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet o zamanın şartlarında nasıl yapmışlar hayret ediyor insan. Manzara da müthiş insanın inesi gelmiyor :)

      Sil